Selamün aleyküm beyler. Toplanın, dün gece odamdaki kristal görünümlü çakma avizeye ömrü boyunca unutamayacağı, moleküler düzeyde öyle bir ayar verdim ki şu an tavanda asılı duruyor ama utançtan sıvaları dökülüyor amk.
Olay gece 03.15 sularında gerçekleşti. Yatakta sırtüstü yatmışım, karanlıkta istikbalimi ve hayat tercihlerimi sorgularken gözüm tavandaki avizeye kaydı. Avize dediğim de 2008 yılından kalma, annemin salona uymadı diye getirip odama taktırdığı, çakma kristal taşlı, sarı ışık saçan bir mutasyon.
Yıllardır tepemde duruyor bu mahluk. Ben ne zaman odada aniden ayağa kalksam kafamı buna vuruyorum. Ne zaman yatağa uzansam 75 watt’lık kibirli sarı ışığıyla gözümün içine bakıp adeta bana “Ulan vasıfsız, sen aşağıda sürünüyorsun ben ise bu odanın üst aklıyım” muamelesi çekiyor. Dün gece bir de üstüne üstlük 2016’dan kalma tozlu bir sivrisinek ölüsünü tam alnımın ortasına serbest düşüşe bıraktı.
O an bende şalterler attı panpalar. Yataktan bir fırladım, avizeyle göz göze geldik. O hala tavanda mağrur, sallanan plastik taşlarıyla bana caka satıyor.
Sen kimin tepesinde durup kime yukarıdan bakıyorsun lan çakma saray kalıntısı? dedim.
Cevap veremedi tabii, cızzz diye ampul sesi çıkarıyor elitist siktiğimin nesnesi.
Hemen bir sandalye çektim, psikolojik ve fiziksel harp operasyonu başladı.
Önce bunun o 75 watt’lık artist, göz alan sarı ampulünü çevire çevire söktüm. Gittim banyodaki prizden çıkardığım 1.5 watt’lık, soluk, morumsu dandik gece lambası ampulünü buna taktım.
Ardından plastik taşlarını tutan telleri tek tek büktüm. Hani o görkemli, şato aydınlatması edasıyla duran avize var ya, hepsini tek bir plastik cırt kelepçeyle kavrayıp duvara doğru çektim. Avizenin boynu tam 90 derece büküldü, bildiğin rükuya eğildi amk.
En son düğmeye bastım. O mor, sönük, mahalle pavyonundan hallice ışık yanınca karşısına geçip kolları bağladım ve aynen şu tiradı attım: Bak koçum... Hani tavandaydın? Hani herkesten yüksektin? Bak şimdi boynun bükük, rengin morarmış. Artık tavanın hakimi değil, odamın kapısındaki marabamsın. Zaten elektrik faturanı da babam ödüyor, senin bu evde hiçbir hükmün yok.
Beyler yemin ediyorum o an avizenin içindeki voltaj bile utançtan dalgalandı, ışığı bir anlığına kısıldı. Şak diye anahatarı kapattım, geçtim yattım.
Bugün sabah uyandım, hala duvara doğru bükük ve mor ampulüyle mahcup mahcup duruyor. İçeri her girdiğimde bana saygıyla eğiliyormuş gibi bir havası var. Tavanın tek kralı artık benim.
Bu da böyle bir anımdır, beğenileri esirgemeyin.
Olay gece 03.15 sularında gerçekleşti. Yatakta sırtüstü yatmışım, karanlıkta istikbalimi ve hayat tercihlerimi sorgularken gözüm tavandaki avizeye kaydı. Avize dediğim de 2008 yılından kalma, annemin salona uymadı diye getirip odama taktırdığı, çakma kristal taşlı, sarı ışık saçan bir mutasyon.
Yıllardır tepemde duruyor bu mahluk. Ben ne zaman odada aniden ayağa kalksam kafamı buna vuruyorum. Ne zaman yatağa uzansam 75 watt’lık kibirli sarı ışığıyla gözümün içine bakıp adeta bana “Ulan vasıfsız, sen aşağıda sürünüyorsun ben ise bu odanın üst aklıyım” muamelesi çekiyor. Dün gece bir de üstüne üstlük 2016’dan kalma tozlu bir sivrisinek ölüsünü tam alnımın ortasına serbest düşüşe bıraktı.
O an bende şalterler attı panpalar. Yataktan bir fırladım, avizeyle göz göze geldik. O hala tavanda mağrur, sallanan plastik taşlarıyla bana caka satıyor.
Sen kimin tepesinde durup kime yukarıdan bakıyorsun lan çakma saray kalıntısı? dedim.
Cevap veremedi tabii, cızzz diye ampul sesi çıkarıyor elitist siktiğimin nesnesi.
Hemen bir sandalye çektim, psikolojik ve fiziksel harp operasyonu başladı.
Önce bunun o 75 watt’lık artist, göz alan sarı ampulünü çevire çevire söktüm. Gittim banyodaki prizden çıkardığım 1.5 watt’lık, soluk, morumsu dandik gece lambası ampulünü buna taktım.
Ardından plastik taşlarını tutan telleri tek tek büktüm. Hani o görkemli, şato aydınlatması edasıyla duran avize var ya, hepsini tek bir plastik cırt kelepçeyle kavrayıp duvara doğru çektim. Avizenin boynu tam 90 derece büküldü, bildiğin rükuya eğildi amk.
En son düğmeye bastım. O mor, sönük, mahalle pavyonundan hallice ışık yanınca karşısına geçip kolları bağladım ve aynen şu tiradı attım: Bak koçum... Hani tavandaydın? Hani herkesten yüksektin? Bak şimdi boynun bükük, rengin morarmış. Artık tavanın hakimi değil, odamın kapısındaki marabamsın. Zaten elektrik faturanı da babam ödüyor, senin bu evde hiçbir hükmün yok.
Beyler yemin ediyorum o an avizenin içindeki voltaj bile utançtan dalgalandı, ışığı bir anlığına kısıldı. Şak diye anahatarı kapattım, geçtim yattım.
Bugün sabah uyandım, hala duvara doğru bükük ve mor ampulüyle mahcup mahcup duruyor. İçeri her girdiğimde bana saygıyla eğiliyormuş gibi bir havası var. Tavanın tek kralı artık benim.
Bu da böyle bir anımdır, beğenileri esirgemeyin.