dışarıda, işte veya sokakta sıfır özgül ağırlığı olan, kimsenin ciddiye alamadığı bu insan tiplemesi belki de evrenin en sinsi, en sünepe ve kesinlikle yok edilmesi gereken kitlenin başında geliyor. bu insanlar ezildikçe hırsını internette insanların izlediği filmlerden çıkaran kompleks abidesi tipleye dönüşüyorlar...

adım adım size bu süreci ve nasıl başa çıkmamız gerektiğini anlatacağım.

öncelikle şunun farkında olun, bu zorbalar gün içerisinde market sırasını kaptırdığı an sesini çıkarmaz, arkadaş ortamında, okulda, işinde daima zorbalanır... aslında istemeden de olsa bizim sayemizde doğuyor bu insanlar... bu neticede sokak ve gerçek hayatla teması sıfıra kadar iniyor, her şeyi kafalarında yaşadıkları için bir şekilde içlerindeki zehri dışarıya kusmaları gerekiyor...

işten, okuldan, her nerelerdeyse bir an önce evine gelmeye can atan bu zorbalar pc başına oturmadan önce derin bir nefes alıp yönetmenin bile unuttuğu filmleri araştırmaya başlarlar... binbir güçlükle bulabildiği siyah-beyaz ve diyalogsuz gürcü sineması onun için bir sanat sevgisi değil, kesinlikle diğer insanlara karşı üstünlük kuracağını düşündüğü bir materyal, bir oyuncak, bir silahtır...

filmin 15. dakikasında sıkıntıdan horul horul uyusa da uyanır uyanmaz mutlaka önce çişe gider, hemen ardından letterboxd'a girer... letterboxd dili ve edebiyatı dersinden aklında kalmış 3-5 terimi alakasız biçimde mutlaka yorum olarak yazmak zorundadır... ontolojik baskılar, kamera açıları, kapitalizmin yüzeysel anlatılar... yabancılaşma falan diyerek sonlandırır yorumunu ve 1/5'lik avam kitlenin anlayamayacağını da mutlaka belirtir.

işte zorbalık burada başlar, arar, bulur, bir şekilde insanların izleyip sevdiği ama kendisinin alay edeceği o filmler için manifesto hazırlar... ''kurgu aşırı oryantalist, kamera kullanımı burjuva estetiğinin kölesi olmuş. ben genelde tayvan yeni dalga sinemasından şaşmıyorum...'' gibi sözlerle karşısında kim varsa zorbalayarak üstünlük kurmyaa çalışır... siz ona cevap vermeye çalıştıkça daha da sizi derine çekerek inanılmaz bir sinir krizi yaşatır, bu şekilde gün içerisinde yaşadığı ezikliği unutmayı amaçlar.

geldik bunlarla nasıl mücadele edeceğimize...

o 4 saatlik diyalogsuz filmi size nasıl bulduğunuzu sorduğu zaman ''sarmadı.'' deyin. unutmayın ki sarmadı lafı sinefillere tek atan bir kelimedir... daha fazla devam etmeye çalıştığı ilk an herhangi bir arthouse yönetmeni için ''hee şu tecavüzcü di mi?'' diye bi soru yöneltin. o yönetmenin asla böyle biri olmadığını açıklamaya çalıştığı süre boyunca daha da dibe dalacaktır, çıkamaz o çukurdan...

şayet ki sinirleriniz çelik gibiyse ve mücadele etmek istiyoranız siz de uzatın. ''kanka ben de çiğköfte dürüm yerken uzaklara dalıyorum, acaba beni de mi antonioni yönetiyo?'' diyerek olayı çiğköfte seviyesine çekin... bırakın o rahatsız olsun.
2 0
midi klavye #113998
entry girebilmek için üye girişi yapmalısınız. Üye değil misiniz? hemen kayıt olun.