evet, yanlış okumadın yiğidim... david lynch'i tokatlarım.
öncelikle david lynch'in sinematografisinden bahsederek başlamakta fayda var.
adamın bütün filmografisini önüme koyuyorum, zaten hepsi birbirinin aynısı, 1-2 farklı şeyi var... ortada bi cinayet var, bi kadın var, bi adam var, bi de benim iki saat boyunca neden burada olduğumu sorgulamama sebep olan birtakım olaylar... bi noktadan sonra filmin konusunu anlamayı bırakıp yönetmenin bana ne anlatmaya çalıştığını anlamaya çalışıyorum... sonra bi bakıyorum, film bitmiş, ben hala bir sahnedeki perdenin neden kırmızı olduğunu düşünüyorum... kardeşim perde kırmızıysa kırmızıdır, illa çocukluk travmalarının kanayan yarası olmak zorunda mı?
bi de bu adamın her şeyi gizemli hale getirme sevdası varç... twin peaks'i bile bi zamandan sonra gizemli bi hale getireyim diye öyle zorlamalı saçma bi hale getirdi ki üçüncü sezonu izlerken ağladım sıkıntıdan... özeti şu, bi adam çıkıp anlamsız bir şey söylüyor, şimdi bunu da mı araştıracağız diye düşünürken kendimi jung'un toplu eserlerini sipariş ederken buluyorum. ben sinema izleyicisiyim yiğidim, bilinçdışı dedektifi değilim...
ama hakkını teslim etmek lazım, müzik seçimleri gerçekten çok iyi... angelo amcaya dua etsin, anlamadığım bi sahnesine bile şahane bir parça koyuyo, ben de bütün eleştirilerimi unutup ekrana bakmaya devam ediyorum. iki dakika önce sinemasını sorgularken şimdi shazam açıp şarkının adını arıyorum... david lynch beni entelektüel açıdan yenemese bile müzik zevkiyle köşeye sıkıştırır lafım yok...
şimdi bana geçelim, ben nasıl bi film çekerdim?
öncelikle benim filmlerimde seyirciye eziyet etmek gibi bi amaç olamaz dostlar... ortada bi cinayet varsa cinayeti kimin işlediğini söylerim, adamın biri kaybolduysa nereye gittiğini açıklarım... seyirciyi iki saat boyunca halının deseninden anlam çıkarmaya zorlamam lan ben... kırmızı perdeyi asla kullanmam, hiç sevmem kırmızı rengini... benim sinemamda sembolizm değil, dürüstlük kazanırdı arkadaşlar...
benim de bi estetik anlayışım var... bol grenli ve yeşil renk filtresinin tavan yaptığı filmimdeki karakterlerden biri durduk yere mutfağa gidip buzdolabını açardı. neden açtığını bilmezdik, söylemezdim. buzdolabının içinde yarım limon, bir paket margarin ve tek başına duran bi çorap olurdu... karakter bunlara bakıp kapatırdı dolabı. öyle bi karakter yazardım ki, seyirci burada ne anlatılmak istendiğini gram düşünmezdi... aramızdaki fark şu ki ben bunun cevabını vermek için milleti jung'a göndermezdim, ''deli lan bu karakter kafayı yemiş...'' demelerini sağlayarak kapatırdım olayı...
müzik meselesine gelirsek, ben de angelo badalamenti ayarında bi adamla çalışmak isterdim ama bütçem yetmezdi... kendi müziğimi kendim yapardım, adam olana çok bile diyerek koyardım oraya. baktım müzik yapamıyorum, müzik de koymazdım, dogme95 ayarında bir şeyler deniyorum der sıyrılırım işin içinden, nasıl olsa bunu başarıymış gibi övecek salak letterboxd kullanıcısı çooook...
david lynch'in aksine benim filmim bittikten sonra kimse internette açıklama videosu aramak zorunda kalmazdı. en kötü ''yapacağın filmi s.....'' diyerek yorum yazarlardı, canları sağ olsun izleyicilerimin...
öncelikle david lynch'in sinematografisinden bahsederek başlamakta fayda var.
adamın bütün filmografisini önüme koyuyorum, zaten hepsi birbirinin aynısı, 1-2 farklı şeyi var... ortada bi cinayet var, bi kadın var, bi adam var, bi de benim iki saat boyunca neden burada olduğumu sorgulamama sebep olan birtakım olaylar... bi noktadan sonra filmin konusunu anlamayı bırakıp yönetmenin bana ne anlatmaya çalıştığını anlamaya çalışıyorum... sonra bi bakıyorum, film bitmiş, ben hala bir sahnedeki perdenin neden kırmızı olduğunu düşünüyorum... kardeşim perde kırmızıysa kırmızıdır, illa çocukluk travmalarının kanayan yarası olmak zorunda mı?
bi de bu adamın her şeyi gizemli hale getirme sevdası varç... twin peaks'i bile bi zamandan sonra gizemli bi hale getireyim diye öyle zorlamalı saçma bi hale getirdi ki üçüncü sezonu izlerken ağladım sıkıntıdan... özeti şu, bi adam çıkıp anlamsız bir şey söylüyor, şimdi bunu da mı araştıracağız diye düşünürken kendimi jung'un toplu eserlerini sipariş ederken buluyorum. ben sinema izleyicisiyim yiğidim, bilinçdışı dedektifi değilim...
ama hakkını teslim etmek lazım, müzik seçimleri gerçekten çok iyi... angelo amcaya dua etsin, anlamadığım bi sahnesine bile şahane bir parça koyuyo, ben de bütün eleştirilerimi unutup ekrana bakmaya devam ediyorum. iki dakika önce sinemasını sorgularken şimdi shazam açıp şarkının adını arıyorum... david lynch beni entelektüel açıdan yenemese bile müzik zevkiyle köşeye sıkıştırır lafım yok...
şimdi bana geçelim, ben nasıl bi film çekerdim?
öncelikle benim filmlerimde seyirciye eziyet etmek gibi bi amaç olamaz dostlar... ortada bi cinayet varsa cinayeti kimin işlediğini söylerim, adamın biri kaybolduysa nereye gittiğini açıklarım... seyirciyi iki saat boyunca halının deseninden anlam çıkarmaya zorlamam lan ben... kırmızı perdeyi asla kullanmam, hiç sevmem kırmızı rengini... benim sinemamda sembolizm değil, dürüstlük kazanırdı arkadaşlar...
benim de bi estetik anlayışım var... bol grenli ve yeşil renk filtresinin tavan yaptığı filmimdeki karakterlerden biri durduk yere mutfağa gidip buzdolabını açardı. neden açtığını bilmezdik, söylemezdim. buzdolabının içinde yarım limon, bir paket margarin ve tek başına duran bi çorap olurdu... karakter bunlara bakıp kapatırdı dolabı. öyle bi karakter yazardım ki, seyirci burada ne anlatılmak istendiğini gram düşünmezdi... aramızdaki fark şu ki ben bunun cevabını vermek için milleti jung'a göndermezdim, ''deli lan bu karakter kafayı yemiş...'' demelerini sağlayarak kapatırdım olayı...
müzik meselesine gelirsek, ben de angelo badalamenti ayarında bi adamla çalışmak isterdim ama bütçem yetmezdi... kendi müziğimi kendim yapardım, adam olana çok bile diyerek koyardım oraya. baktım müzik yapamıyorum, müzik de koymazdım, dogme95 ayarında bir şeyler deniyorum der sıyrılırım işin içinden, nasıl olsa bunu başarıymış gibi övecek salak letterboxd kullanıcısı çooook...
david lynch'in aksine benim filmim bittikten sonra kimse internette açıklama videosu aramak zorunda kalmazdı. en kötü ''yapacağın filmi s.....'' diyerek yorum yazarlardı, canları sağ olsun izleyicilerimin...