lise yıllarında sırtında siyah kılıfıyla koridorlarda arzı endam eden o çocukla başlayan, üniversite kampüsündeki çimlerde altın çağını yaşayan, otuzlu yaşlara doğru ise ya loş bar sahnelerine ya da baza altlarına hapsolan o meşhur auradır.
bu karizmanın temeli aslında oldukça ilkel ama bir o kadar da etkili bir formüle dayanır: dört basit akor, hafif hüzünlü bir uzaklara dalış ve ritim kaçırmadan şarkı söyleyebilme yeteneği. ateş başında veya sınıfın arka sırasında başlayan o çekingen repertuvar, zamanla duman, teoman ve arctic monkeys şarkılarına evrilir. gitar çalan erkeğin çok konuşmasına, espriler patlatıp kendini anlatmasına gerek yoktur; bare basarken hafifçe kısılan gözleri ve tellere vuran parmakları onun yerine tüm gizemi yaratır. ortamdaki uğultu kesilir, sohbetler durur ve odanın odak noktası bir anda o olur.
kendi içinde alt dallara da ayrılır üstelik. akustik gitarcı; daha romantik, daha "bizden", ev partilerinde yer minderi üzerinde muhabbet edilebilir çocuktur. elektro gitarcı ise solisti gölgede bırakacak kadar havalı, siyah tişörtlü, sahnede kendi dünyasına dalmış ve her zaman bir tık daha ulaşılmazdır. pena tutan o parmak uçlarındaki hafif nasır, bir dönem pek çok kişinin lise anılarında hatırı sayılır bir yer kaplamıştır.
ancak bu büyülü auranın da gizli bir son kullanma tarihi vardır. yirmili yaşların başında kalpleri fetheden o gitar, yaş otuzu geçtikten sonra bir ev oturmasında aniden kılıfından çıktığında ortamda ufak çaplı bir "eyvah, yine başlıyoruz" gerginliği yaratma potansiyeli taşır. yine de yiğidi öldürüp hakkını yememek lazım; doğru yerde, doğru zamanda ve en önemlisi gerçekten hissederek çalındığında, yıllar geçse bile eskimemeye yeminli nadir cazibe türlerinden biridir.
bu karizmanın temeli aslında oldukça ilkel ama bir o kadar da etkili bir formüle dayanır: dört basit akor, hafif hüzünlü bir uzaklara dalış ve ritim kaçırmadan şarkı söyleyebilme yeteneği. ateş başında veya sınıfın arka sırasında başlayan o çekingen repertuvar, zamanla duman, teoman ve arctic monkeys şarkılarına evrilir. gitar çalan erkeğin çok konuşmasına, espriler patlatıp kendini anlatmasına gerek yoktur; bare basarken hafifçe kısılan gözleri ve tellere vuran parmakları onun yerine tüm gizemi yaratır. ortamdaki uğultu kesilir, sohbetler durur ve odanın odak noktası bir anda o olur.
kendi içinde alt dallara da ayrılır üstelik. akustik gitarcı; daha romantik, daha "bizden", ev partilerinde yer minderi üzerinde muhabbet edilebilir çocuktur. elektro gitarcı ise solisti gölgede bırakacak kadar havalı, siyah tişörtlü, sahnede kendi dünyasına dalmış ve her zaman bir tık daha ulaşılmazdır. pena tutan o parmak uçlarındaki hafif nasır, bir dönem pek çok kişinin lise anılarında hatırı sayılır bir yer kaplamıştır.
ancak bu büyülü auranın da gizli bir son kullanma tarihi vardır. yirmili yaşların başında kalpleri fetheden o gitar, yaş otuzu geçtikten sonra bir ev oturmasında aniden kılıfından çıktığında ortamda ufak çaplı bir "eyvah, yine başlıyoruz" gerginliği yaratma potansiyeli taşır. yine de yiğidi öldürüp hakkını yememek lazım; doğru yerde, doğru zamanda ve en önemlisi gerçekten hissederek çalındığında, yıllar geçse bile eskimemeye yeminli nadir cazibe türlerinden biridir.