ap apapapappapapppa...
denizlerden gelen buz gibi
yazar (31)
1. nesil
31 entry ·
0 takipçi ·
0 takip
şubat 2011 ·
henüz giriş yapmadı
D
A.q. oğlu niye bulduN ampülü şimdi götümüze giriyor Tayyip Reyiz sayesinde.
Hadi amk ibneleri. Açıklama bekliyoruz...
yağmur oğlum!bugün tam bir buçuk yaşındasın. vasiyetnameyi bitirdim, kapatıyorum. sana bir resmimi yadigar olarak bırakıyorum. öğütlerimi tut, iyi bir türk ol.
komünizm bize düşman bir meslektir. bunu iyi belle. yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. ruslar, çinliler, acemler, yunanlılar tarihi düşmanlarımızdır.
bulgarlar, almanlar, i̇talyanlar, i̇ngilizler, fransızlar, araplar, sırplar, hırvatlar, i̇spanyollar, portekizliler, romenler yeni düşmanlarımızdır.
japonlar, afganlılar ve amerikalılar yarın ki düşmanlarımızdır.
ermeniler, kürtler, çerkezler, abazalar, boşnaklar, arnavutlar, pomaklar, lazlar, lezgiler, gürcüler, çeçenler içer(de)ki düşmanlarımızdır.
bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı.
tanrı yardımcın olsun!
nihâl atsız
4 mayıs 1
komünizm bize düşman bir meslektir. bunu iyi belle. yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. ruslar, çinliler, acemler, yunanlılar tarihi düşmanlarımızdır.
bulgarlar, almanlar, i̇talyanlar, i̇ngilizler, fransızlar, araplar, sırplar, hırvatlar, i̇spanyollar, portekizliler, romenler yeni düşmanlarımızdır.
japonlar, afganlılar ve amerikalılar yarın ki düşmanlarımızdır.
ermeniler, kürtler, çerkezler, abazalar, boşnaklar, arnavutlar, pomaklar, lazlar, lezgiler, gürcüler, çeçenler içer(de)ki düşmanlarımızdır.
bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı.
tanrı yardımcın olsun!
nihâl atsız
4 mayıs 1
http://www.turkcuturanci.com/nihal_atsiz.jpg
fatih çağından sonra medresenin türk fikir ve siyaset hayatına hakim olması ile başlayan taassubu, türlü iç kavgalara ve kan dökülmesine sebep olarak günümüze kadar gelmiştir. din bilginleri arasında ebusuud gibi müsamahalı ve akıllıları bulunduğu gibi, her türlü fikir değerlerinden mahrum ve devleti batıracak fetvalar vermekten çekinmeyen birgili mehmet gibi yobazlar da gelip geçmiştir. on sekizinci asrın sonlarında devletin bütün kuruluşları gibi medrese de soysuzlaşmış ve hele tanzimattan sonra din bilgisi öğrenmek isteyenlerin değil, asker kaçaklarının barınağı haline gelmiştir. kütüphanelerimizi dolduran eserlerin son 100-150 yılda yazılanlarına bakmak, fikir alanındaki yozlaşmayı reddi imkânsız tanıklarla ortaya koyar.
halbuki daha önce böyle bir taassup yoktu. büyük bir i̇slâm mücahidi olan fatih, i̇slâmiyette haram sayılan resmini yaptırmak için i̇talyadan ressam getirttiği gibi, fatihin babası olup haçlılara karşı büyük gazaları ile tarihe geçen i̇kinci murad da bir aralık tahtı bırakıp manisaya çekildiği zaman kadınlardan mürekkep musiki heyetleri arasında dünyadan zevk almış, o çağın bilginlerinden şükrullaha musuki risaleleri yazdırmış, şarap içmiş, fakat vatan tehlikeye girince de bütün bunları bırakıp yine ordunun ve devletin başına geçmekten geri kalmamıştır.
bu büyük gazinin zamanında, hicrî 843′te (milâdî olarak 14 haziran 1439 1 haziran 1440 arasına tekabül eder) yazılan bir tarihî takvimde çengiz ügedey, mengü, hülegü gibi müslüman olmayan büyük türk hakanları rahmetle anılmıştır.
üzerine çektiği müttefik haçlı ordularını yenen yıldırım bayazıdın içkiye düşkünlüğü de meşhurdur.
orhan gazi ise kendisiyle birlikte rumlara karşı savaşan dervişlerden geyikli babaya, içki içtiğini bildiği için şarap göndermiştir.
bütün bunlara rağmen kimse bu hükümdarların müslümanlığına toz kondurmamış, konduramamıştır. ana çizgilerine bakılmış, teferruatla uğraşmak lüzumsuzluğuna kimse kapılmamıştır. çünkü murad beğin, yıldırımın şarap içmesi veya orhan beğin bir dervişe içsin diye şarap göndermesiyle ne dünya yıkılmış, ne dine zarar gelmiş, ne de müslümanlık kuvvetinden birşey kaybetmiştir.
şarap içen, fakat canını ortaya koyarak rumlarla savaşan geyikli baba, beş vakit namazı kaçırmadığı halde tefecilikle milleti soyan, yalan söyleyen ve iftira atan bugünün soysuzlarından elbette çok yüksek olduğu gibi, şarap gönderen orhan gazi de günümüzün şarapsız arap hükümdarlarına göre elbette bin kat yararlı, faydalıydı.
bugünkü türkiye, yüz yıl önceki türkiyeden çok ilerdedir. o zaman ki gerilikle şimdiki ileriliği karşılaştırmak için vereceğim tek örnek, nerden nereye geldiğimizi göstermesi bakımından çok ibret vericidir.
bugün süleymaniye umumî kütüphanesi adı altında toplanmış bulunan 100 kadar kütüphaneden biri de hüsrev paşa kütüphanesidir. hüsrev paşa kütüphanesinde 807 numaranın 13. mükerrerinde 60 yapraklı bir kitap vardır. bu kitap i̇kinci mahmud çağında osmanlı ordusunun kuruluşuna nizamlarına, istihkaklarına dair bir eserdir. i̇şte bu eserde her orduda bir müşirle üç ferik bulunması ve ferikler arasında okur yazar ve kâr-âşinâ olanların erkân olması gerektiği yazılmaktadır.
müşir osmanlı ordusunda bugünkü orgeneralin karşılığıdır. ferikler de korgeneral ve tümgenerallere mukabildir. kâr-âşinâ iş bilir, aklı eren anlamında kullanılmıştır.
demek ki feriklerin, yani kolordu ve tümen komutanlarının bile okur yazar olmadığı bir devre yaşanmıştır ki bugünkü ordumuzda assubayların bile lise ayarında öğrenimli olmaları karşısında korkunç bir hâdisedir.
fakat bu kadar ileri gidiş, üniversiteler, ağır sanayi başlangıcı bizi bir yandan da tarihimizde görülmedik fikir düşkünlüklerine uğratmaktan koruyamamıştır, koruyamamaktadır.
i̇lk önce tîcânîlik diye tarikat mı, mezhep mi, ne olduğu anlaşılmayan bir garabet türedi ve bunların, memleketi kurtarmak için yaptıkları tek hareket atatürk büstlerini kırmaktan ibaret kaldı. arkadan nurculuk çıktı. saîd-i kürdî adında cahil bir kürdün nur risâlesi diye yazdığı herzeler odalarda topluca okunarak feyz alındı ve bu adamın medresede ancak üç ay kadar okuyarak bütün ilimleri ve fenleri yuttuğu müridleri tarafından iddia edildi. derken bir de süleymancılık peyda olarak ötekileri bastırdı. bunlar, i̇mam hatip okulları öğrencilerini kâfir sayacak kadar sapıttılar. bunlardan başka biberiye, kameriye adlı bir takım güruhlar da işi cinayete kadar vardırdılar.
türkiyede vicdan hürriyeti olduğu için bu adamların da vicdanlarına kimse karışmadı. elde kuran varken başka hiçbir okula lüzum olmadığını iddia edecek kadar akıllara durgunluk veren iddialarla ortaya çıkan bu nevzuhurlar demek ki mühendisin, doktorun, kimyacının falan lüzumsuzluğu kanaatindeler ve yalnız ahret için çalışma prensibinin hâkim olması yolunda didinmekteler.
dinle hiçbir ilgisi olmadığı halde dini inhisara alan bu zavallılara karşı çıkarılacak dinî kuvvet i̇mam hatip okulları ile i̇lâhiyat fakültesi veya enstitüleridir. bizde de, batıda olduğu gibi birkaç dil bilen, felsefeden veya matematikten yahut biyolojiden doktora vermiş din adamları çıktığı zaman nurcu, süleymancı, biberci, kamerci tayfası kendiliğinden kaybolacak, dinin tamamen bir inanç ve vicdan işi olduğu anlaşılacaktır.
bugün diyanet i̇şleri dairesinin başında bulunanların, makamlarına lâyık adamlar olmayıp siyasî düşünceler ardında koştukları, hattâ memleketteki siyasi bölücülüğün elemanlığını yaptıkları senatör mehmet özgüneş tarafından açıklanmış, buna tatminkâr cevaplar verilememiştir.
bizim burada ele almak istediğimiz konu bu değil de, dinin ciddi olması gereken çevrelerinde bile hâlâ türkçülüğe ve akla karşı takınılan akıl almaz davranışlar olacaktır.
konyada türkiye i̇mam hatip okulları mezunları cemiyeti tarafından i̇slâmın i̇lk emri: oku adıyla aylık bir dergi çıkarılmaktadır. tamamiyle din meselelerini ele alan ve kendi zaviyelerinde bazı teklifler yapan ciddi bir yayın organıdır. bunun 1969 kasımında çıkan 93. sayısında bir yazı şiddetle dikkatimizi çekti. çünkü bu yazı hem yanlış ve uydurma, hem de türkçülüğe hakaret eden mahiyettedir. o yazının 21. sayfasında, bunları biliyor musunuz başlığı altında ve hasan bağcı tarafından hazırlanan, çoğunun doğruluğu şüpheli bir takım vakaların başında türkçülüğe hakaret eden şu fıkra yer almaktadır:
oldukça cins bir fikir adamı olarak yaratıldıktan sonra dünyalar arası büyük muhasebede ölüm dönemecini kıvrılamayan ve inkâr uçurumuna yuvarlanan ziya gökalpin, i̇slâmın içinden değil, sadece i̇slâmın yerini almak üzere icad ettiği türkçülük yolunda ne büyük bir yahudi himayesi gördüğünden veya yahudilere ne zengin bir istismar sahası açtığından gafil bulunduğunu biliyor musunuz?
bu sözler hasan bağcının dünyadan habersiz, hâdiseleri muhakeme etmeyen, ulu orta hüküm veren, iftiralara çabucak inanan bir kişi olduğunu ortaya koymaktadır.
bir kere, türkçülüğü gökalp icad etmiş değildir. o, bu fikrin adını koymuş ve kendi zamanına göre sistemleştirmiştir. sonra, türkçülüğü i̇slâmiyetin yerine koymaya kalkmış da değildir. türk milletindenim, i̇slâm ümmetindenim, garb medeniyetindenim. diyen gökalp türklükle i̇slâmlığı tamamen ayırmış ve buna batı medeniyetini de ekleyerek yaptığı sentezle kendi çağının ileri türkiyesini yaratmaya çalışmıştır. görülüyor ki hasan bağcı, münkir saydığı gökalpi hiç okumamıştır. onun hakkında yazılan çok sayıdaki eserlerden habersizdir. günümüzde gökalpi en iyi incelemiş şahıs olarak prof. fındıkoğlunun eserlerini okumasını tavsiye ederim.
hasan bağcının yukarıya aldığımız satırlarındaki büyük ölüm dönemecini kıvrılamayan ibaresiyle neyi kasdettiğini pek anlayamadık. ziya gökalp ölüm dönemecini kıvrılırken hasan bağcı onun yanında mı idi?
ziya gökalp, türkçülük yolunda hangi yahudi himayesini görmüştür? hasan bağcı bugün memlekette kuvvetli ve şuurlu bir kütle olan türkçülüğe bunun hesabını vermeye mecburdur. veremezse müfteri durumuna düşer. komünistler, türkçülüğün alman icadı olduğunu iddia ederlerdi. demek ki siyasî ümmetçiler de yahudi patentini yakıştırmışlar. teşekkür ederiz.
ya yahudilere istismar kapısı nedir? türkiyede 1930′dan hemen biraz sonra başlayıp günümüze kadar süregelen bir türkçülük savaşı vardır. ben de bu savaşın içinde ve ateş hattında bulunanlardan biriyim. yahudiler bizi ve ülkümüzü nasıl istismar etmişler? açıklanmasını bekliyoruz.
gökalpin yahudi asıllı durkheimden bazı sosyal fikirler almış olması onun yahudi istismarcılığına alet olduğunu göstermez. her bilgin, her filozof, her fikir adamı, hatta her peygamber kendisinden önce gelenlerden bazı unsurlar alır. netekim i̇slâm peygamberi de daha öncekilerden bazı şeyler almış ve onların devamı olduğunu söylemiştir. kendi dergilerinde kuran-ı kerimde hazreti musa başlıklı yazı serisi de bunu gösteriyor.
bir de moiz kohen adında bir yahudinin gökalpin tesirinde kalarak turan adlı bir kitap yazması vardır ki bu da ziya gökalpin tesir kuvvetini gösterir. netekim yine bir yahudi olan halide edip de ziya gökalpin tesirinde kalarak yeni turan diye bir roman yazmıştır.
büyük fikir adamları başka dinden ve milletten olanları da çevrelerine toplayabiliyorlar. simavna kadısıoğlu bedreddinin müridleri ve taraftarları arasında pek çok hıristiyan ve musevî vardı.
görülüyor ki yazar, türkçülüğe dost değildir. türkçülüğe dost olmayanın türklüğe dost olması riyazî olarak imkansızdır. hasan bağcının kendisi soy bakımından türk olmasa bile samimî bir müslüman olduğu için türklüğe ve onun şuuru demek olan türkçülüğe atılan iftiraları hakikat diye kabul etmemeliydi. çünkü türklük, müslümanlık olmadan da yaşar ve netekim yaşamıştır ama müslümanlık türksüz yaşayamaz. onu ancak türklüğün sel gibi akan kanları ayakta tutmuş, tutabilmiştir. türkiyeden ayrılan arap devletlerinin zavallı, âciz ve gülünç durumları ortadadır.
dünyada her asîl fikrin rezilâne istismarları olmuştur. birinci cihan savaşında dünyanın birinci devleti olan tabaası arasında 200 milyon kadar müslüman bulunan i̇ngiltere, halifenin devleti olan türkiye ile savaşırken müslümanlığı istismar etmiş, halifeyi dinsiz ittihatçılardan kurtarmak için ortaya atıldığı propagandasını yapmıştır. onun ünlü casusu lavrens, peygamber soyundan gelen mekke şerifi hüseyni i̇ngiliz altınlarıyla kandırarak türklere ve halifeye karşı ayaklandırmıştır. hüseynin oğulları ve torunları da aynı yolda yürümüşler, nihayet bunlardan ürdün kralı abdullah suikastla, irak kralı gazi sarhoşlukla, yine irak kralı faysal ile kral aibi abdülillâh da ihtilâlle ölmüşlerdir. bugün onlardan kalan tek kişi ürdün kralı hüseyndir.
şimdi şu sonuca bakarak peygamber kendi soyunun, i̇slâmı savunan türklere silâh çekeceğinden gafildi denebilir mi? bunun gibi ziya gökalpin türkçülüğüne de yahudiler istismar ettiyse bunda onun ne taksiri olabilir? kaldı ki türkçülük yahudiler tarafından istismar olunmuş da değildir. bu sözler hasan bağcının hayalhânesinde vücut bulmuş, aslı astarı olmayan tekerlemelerdir.
bazı mutaassıp ümmetçiler, türkçülüğe tahammül edemiyorlar. bütün müslümanları birleştirip tek devlet haline getirme hülyası ardındalar. daha arapların kendi aralarında bile birleşemediği gözlerine çarpmıyor da ayrı tarihi oluşmaların sonucu olan soy ve kültür bakımından birbirine hiç benzemeyen koca koca milletleri birleştirmeye çabalıyorlar. tıpkı komünistlerin dünyayı tek devlet haline getirmek hayalleri gibi. bu bakımdan bunlara yeşil komünistler diyen mebusa yerden göğe kadar hak veriyoruz.
konyada basın alanında böyle çirkin ve yakışıksız bir yazı yazılırken son aylarda i̇stanbulda pek dikkate çarpmayan başka bir vaka oldu: birinci cihan ve i̇stiklâl savaşı gazilerinden emekli topçu albayı cemal aktoğu 4.8.1969′da hayata veda etti ve ertesi günü cenazesi kartal camisinden askerî törenle kaldırılarak toprağa verildi. ölen askerle için rütbelerine göre bir asker birliği ile bando göndermek türk ordusunun kökleşmiş geleneklerinden biridir. bu sebeple merhum albayın töreninde de asker ve bando bulunduğu gibi, dostları tarafından da birçok çelenk gönderildi.
bu törenin yapılması yine şekliyattan başka bir şeyle uğraşmayan mutaassıpların gayretine dokunduğundan ertesi günü camiye koca bir beyanname astılar. beyannamenin üst kısmı i̇slâm cenaze usüllerine hasredildikten sonra en altta i̇slâma uymayan i̇şler başlığı altında şunlar yazılmıştı:
1) cenaze için çelenk yaptırılması,
2) cenazenin bando ile kaldırılması i̇slâm adetlerinin dışına çıkmıştır,
muhterem müslümanlara arzolunur.
altındaki imza da şu: kartal din görevlileri
i̇şte bunlar birgilinin halefleridir. ölüye saygı ve sevgi nişanesi olan çiçekle müziği yasaklamaya kalkan iptidaî zihniyetli halefler. o halde mevlût okumayı ve ölümün ruhu için konu komşuya dağıtılan lokma ve helvayı da yasaklayın. i̇slâmiyette bu da yoktu ama türkler tarafından sokuldu.
evet, bütün bunlar sonradan çıktı ve i̇slâmiyetin içine girdi. ölünün ruhu için tatlı dağıtmak şamanizmden müslümanlığa girmiş, mevlût törenini ise büyük batı türk devleti içindeki yarı bağımsız beğlerden biri olan gök börü adında biri çıkarmıştır. gök börü, irakta harran ve erbil şehirlerinin atabeği idi. 1168 1233 arasında 65 yıl bu şehirleri idare etmiştir. peygamberin doğum gününü kutlamak için ilâhili (yani müzikli) törenleri ilk defa o yapmış, ondan sonra bu âdet i̇slâm dünyasına yayılarak günümüze kadar gelmiştir. din görevlilerinin bundan haberi var mı? ne gezer? onlar hâlâ hurafeler peşindedir. hele ölen albayın oğlu olup kartal hükümet tabipliğinde bulunan dr. yavuz aktoğuya karşı takındıkları tavır ve tecavüze yeltenmek gibi halleri ve hele bunların arasında mhpnin ilçe kurullarında bulunan birisinin de mevcudiyeti taassubun nerelere kadar vardığını göstermesi bakımından düşündürücüdür.
milliyetçi hareket partisi, adından da anlaşılacağı gibi milliyetçi bir partidir ve başkanı alparslan türkeş eski türkçülerden biridir. bu parti yobazların barınacağı bir parti değildir. i̇slâmiyeti yobazlık sananların bu partide işi yoktur.
bazı partiler dinî taassubu seçim kaygısı ile istismar ettiler. bu ayrı bir konudur. fakat diyanet i̇şleri başkanlığının yobazlığı bastırıp i̇slâmiyeti bir ahlak sistemi halinde ruhlara sindirmek için çalışması gerekirken hiç oralı olmayışı dikkate değer.
hadîs-i şeriflere göre evlenme adâbı adında bir kitap gördük. müellifi nâsırüddînül-elbânî adlı bir arap, türkçeye çeviren de tekirdağ müftüsü ali aslandır. 80 sayfalık küçük kitabı okudum. yüzüm kızardı ve i̇slâmiyettir diye bu çirkin şeyleri öne sürenlere karşı susan diyanet i̇şleri başkanlığı hakkında kesin bir hükme vardım. okuyuculardan özür diliyerek bu kitabın 16. sayfasından şu parçayı alıyorum:
i̇bni abbastan (rivayet): hattâboğlu ömer (halife ömer) resûllüllaha ey allahın resûlü! ben helâk oldum dedi. resûlüllah seni helak eden nedir? diye sorunca ömer: bu gece hanımımı yüz üstü yatırarak cimâda bulundum dedi.
görüyor musunuz? adaletiyle ün salmış, i̇slâmiyetin kuruluşunda baş rollerden birini oynamış ve bütün müslümanların halifesi, yani başkanı olmuş ömer, bakın neler yapmış? bu herzeler, uydurma hadiselere dayanılarak ileri sürülüyor ve 20. yüzyılın gençlerine evlenme âdâbı diye veriliyor. bunun bir edepsizlik ve ahlâksızlık olduğunu kongodaki zenciler bile bilir. türk soyunun karakterinde ise bu türlü şenaat yoktur. bu kötü âdet türklere i̇ranlılardan, araplardan, bizanslılardan geçmiştir.
sonra ömer aşere-i mübeşşeredendir. yani peygamberin hayatında cennetle müjdelediği on kişiden biridir. ömer bu ahlâksızlığı yapmış olsaydı o on kişinin arasına elbette giremezdi. evlenme âdâbı diye müslüman türk gençlerine bu safsataları anlatan adam tekirdağ müftüsü olursa:
var kıyâs et gayrı sen deryâ-yi rahmet deydiğin.
evlenme âdâbı diye insanı deliye çeviren yazılarla dolu olan ve üçte biri cinsî münasebete tahsis edilen o kitabı diyanet i̇şleri başkanlığı tasvib ediyor mu? atom ve uzay çağında, evlilere telkin edilecek medenî bir ahlâk sistemi i̇slâmiyette yok mudur? yoksa bunca din görevlisi, din büyüğü oturup yeni bir içtihadla bunu icad edemezler mi?
ben, süleymaniye kütüphanesindeki 16 yıllık görevim sırasında milimetrenin ne olduğunu bilmeyen müftüler, venezuelanın bir devlet olduğunu ilk defa duyan şeyhler, havvâ anamız, âdem babamızın sol kaburgasından çıktı diye insanların sol taraflarındaki kaburga kemiklerinin 11 tane olduğunu iddia eden i̇lâhiyat fakültesi mezunları gördüm. fakat bunlar hep eski nesillere mensuptu. şimdi yeni bir çığır açılmışken, memleket imkanlarına göre oldukça iyi i̇mam hatip okulları ile i̇lâhiyat fakülteleri kurulmuşken hâlâ türkçülükten böyle aşağılayıcı şekilde bahsetmek cenazeye bando gelmez demek çok iptidaî bir zihniyettir.
türkçülük türk milliyetçiliğidir. ona düşmanlık ancak türk milletinin düşmanlarına yakışır bir davranıştır. yani kızıl veya yeşil beynelminelcilere
doğu türkistanın bazı şehirlerinde mezar başında müzik çalınarak ölünün ruhu şâd edilir. bütün bu müslüman türkler cehennemlik de buradaki birkaç beyinsiz mi cennetlik?
ölen askerler için bando çalınır ve çalınacaktır. i̇steyenler saygı ve sevgi nişanesi olarak ölülere çiçek gönderecektir.
bunu kavrayamayan beyinlerin ölü hücrelerden farkı yoktur.
fatih çağından sonra medresenin türk fikir ve siyaset hayatına hakim olması ile başlayan taassubu, türlü iç kavgalara ve kan dökülmesine sebep olarak günümüze kadar gelmiştir. din bilginleri arasında ebusuud gibi müsamahalı ve akıllıları bulunduğu gibi, her türlü fikir değerlerinden mahrum ve devleti batıracak fetvalar vermekten çekinmeyen birgili mehmet gibi yobazlar da gelip geçmiştir. on sekizinci asrın sonlarında devletin bütün kuruluşları gibi medrese de soysuzlaşmış ve hele tanzimattan sonra din bilgisi öğrenmek isteyenlerin değil, asker kaçaklarının barınağı haline gelmiştir. kütüphanelerimizi dolduran eserlerin son 100-150 yılda yazılanlarına bakmak, fikir alanındaki yozlaşmayı reddi imkânsız tanıklarla ortaya koyar.
halbuki daha önce böyle bir taassup yoktu. büyük bir i̇slâm mücahidi olan fatih, i̇slâmiyette haram sayılan resmini yaptırmak için i̇talyadan ressam getirttiği gibi, fatihin babası olup haçlılara karşı büyük gazaları ile tarihe geçen i̇kinci murad da bir aralık tahtı bırakıp manisaya çekildiği zaman kadınlardan mürekkep musiki heyetleri arasında dünyadan zevk almış, o çağın bilginlerinden şükrullaha musuki risaleleri yazdırmış, şarap içmiş, fakat vatan tehlikeye girince de bütün bunları bırakıp yine ordunun ve devletin başına geçmekten geri kalmamıştır.
bu büyük gazinin zamanında, hicrî 843′te (milâdî olarak 14 haziran 1439 1 haziran 1440 arasına tekabül eder) yazılan bir tarihî takvimde çengiz ügedey, mengü, hülegü gibi müslüman olmayan büyük türk hakanları rahmetle anılmıştır.
üzerine çektiği müttefik haçlı ordularını yenen yıldırım bayazıdın içkiye düşkünlüğü de meşhurdur.
orhan gazi ise kendisiyle birlikte rumlara karşı savaşan dervişlerden geyikli babaya, içki içtiğini bildiği için şarap göndermiştir.
bütün bunlara rağmen kimse bu hükümdarların müslümanlığına toz kondurmamış, konduramamıştır. ana çizgilerine bakılmış, teferruatla uğraşmak lüzumsuzluğuna kimse kapılmamıştır. çünkü murad beğin, yıldırımın şarap içmesi veya orhan beğin bir dervişe içsin diye şarap göndermesiyle ne dünya yıkılmış, ne dine zarar gelmiş, ne de müslümanlık kuvvetinden birşey kaybetmiştir.
şarap içen, fakat canını ortaya koyarak rumlarla savaşan geyikli baba, beş vakit namazı kaçırmadığı halde tefecilikle milleti soyan, yalan söyleyen ve iftira atan bugünün soysuzlarından elbette çok yüksek olduğu gibi, şarap gönderen orhan gazi de günümüzün şarapsız arap hükümdarlarına göre elbette bin kat yararlı, faydalıydı.
bugünkü türkiye, yüz yıl önceki türkiyeden çok ilerdedir. o zaman ki gerilikle şimdiki ileriliği karşılaştırmak için vereceğim tek örnek, nerden nereye geldiğimizi göstermesi bakımından çok ibret vericidir.
bugün süleymaniye umumî kütüphanesi adı altında toplanmış bulunan 100 kadar kütüphaneden biri de hüsrev paşa kütüphanesidir. hüsrev paşa kütüphanesinde 807 numaranın 13. mükerrerinde 60 yapraklı bir kitap vardır. bu kitap i̇kinci mahmud çağında osmanlı ordusunun kuruluşuna nizamlarına, istihkaklarına dair bir eserdir. i̇şte bu eserde her orduda bir müşirle üç ferik bulunması ve ferikler arasında okur yazar ve kâr-âşinâ olanların erkân olması gerektiği yazılmaktadır.
müşir osmanlı ordusunda bugünkü orgeneralin karşılığıdır. ferikler de korgeneral ve tümgenerallere mukabildir. kâr-âşinâ iş bilir, aklı eren anlamında kullanılmıştır.
demek ki feriklerin, yani kolordu ve tümen komutanlarının bile okur yazar olmadığı bir devre yaşanmıştır ki bugünkü ordumuzda assubayların bile lise ayarında öğrenimli olmaları karşısında korkunç bir hâdisedir.
fakat bu kadar ileri gidiş, üniversiteler, ağır sanayi başlangıcı bizi bir yandan da tarihimizde görülmedik fikir düşkünlüklerine uğratmaktan koruyamamıştır, koruyamamaktadır.
i̇lk önce tîcânîlik diye tarikat mı, mezhep mi, ne olduğu anlaşılmayan bir garabet türedi ve bunların, memleketi kurtarmak için yaptıkları tek hareket atatürk büstlerini kırmaktan ibaret kaldı. arkadan nurculuk çıktı. saîd-i kürdî adında cahil bir kürdün nur risâlesi diye yazdığı herzeler odalarda topluca okunarak feyz alındı ve bu adamın medresede ancak üç ay kadar okuyarak bütün ilimleri ve fenleri yuttuğu müridleri tarafından iddia edildi. derken bir de süleymancılık peyda olarak ötekileri bastırdı. bunlar, i̇mam hatip okulları öğrencilerini kâfir sayacak kadar sapıttılar. bunlardan başka biberiye, kameriye adlı bir takım güruhlar da işi cinayete kadar vardırdılar.
türkiyede vicdan hürriyeti olduğu için bu adamların da vicdanlarına kimse karışmadı. elde kuran varken başka hiçbir okula lüzum olmadığını iddia edecek kadar akıllara durgunluk veren iddialarla ortaya çıkan bu nevzuhurlar demek ki mühendisin, doktorun, kimyacının falan lüzumsuzluğu kanaatindeler ve yalnız ahret için çalışma prensibinin hâkim olması yolunda didinmekteler.
dinle hiçbir ilgisi olmadığı halde dini inhisara alan bu zavallılara karşı çıkarılacak dinî kuvvet i̇mam hatip okulları ile i̇lâhiyat fakültesi veya enstitüleridir. bizde de, batıda olduğu gibi birkaç dil bilen, felsefeden veya matematikten yahut biyolojiden doktora vermiş din adamları çıktığı zaman nurcu, süleymancı, biberci, kamerci tayfası kendiliğinden kaybolacak, dinin tamamen bir inanç ve vicdan işi olduğu anlaşılacaktır.
bugün diyanet i̇şleri dairesinin başında bulunanların, makamlarına lâyık adamlar olmayıp siyasî düşünceler ardında koştukları, hattâ memleketteki siyasi bölücülüğün elemanlığını yaptıkları senatör mehmet özgüneş tarafından açıklanmış, buna tatminkâr cevaplar verilememiştir.
bizim burada ele almak istediğimiz konu bu değil de, dinin ciddi olması gereken çevrelerinde bile hâlâ türkçülüğe ve akla karşı takınılan akıl almaz davranışlar olacaktır.
konyada türkiye i̇mam hatip okulları mezunları cemiyeti tarafından i̇slâmın i̇lk emri: oku adıyla aylık bir dergi çıkarılmaktadır. tamamiyle din meselelerini ele alan ve kendi zaviyelerinde bazı teklifler yapan ciddi bir yayın organıdır. bunun 1969 kasımında çıkan 93. sayısında bir yazı şiddetle dikkatimizi çekti. çünkü bu yazı hem yanlış ve uydurma, hem de türkçülüğe hakaret eden mahiyettedir. o yazının 21. sayfasında, bunları biliyor musunuz başlığı altında ve hasan bağcı tarafından hazırlanan, çoğunun doğruluğu şüpheli bir takım vakaların başında türkçülüğe hakaret eden şu fıkra yer almaktadır:
oldukça cins bir fikir adamı olarak yaratıldıktan sonra dünyalar arası büyük muhasebede ölüm dönemecini kıvrılamayan ve inkâr uçurumuna yuvarlanan ziya gökalpin, i̇slâmın içinden değil, sadece i̇slâmın yerini almak üzere icad ettiği türkçülük yolunda ne büyük bir yahudi himayesi gördüğünden veya yahudilere ne zengin bir istismar sahası açtığından gafil bulunduğunu biliyor musunuz?
bu sözler hasan bağcının dünyadan habersiz, hâdiseleri muhakeme etmeyen, ulu orta hüküm veren, iftiralara çabucak inanan bir kişi olduğunu ortaya koymaktadır.
bir kere, türkçülüğü gökalp icad etmiş değildir. o, bu fikrin adını koymuş ve kendi zamanına göre sistemleştirmiştir. sonra, türkçülüğü i̇slâmiyetin yerine koymaya kalkmış da değildir. türk milletindenim, i̇slâm ümmetindenim, garb medeniyetindenim. diyen gökalp türklükle i̇slâmlığı tamamen ayırmış ve buna batı medeniyetini de ekleyerek yaptığı sentezle kendi çağının ileri türkiyesini yaratmaya çalışmıştır. görülüyor ki hasan bağcı, münkir saydığı gökalpi hiç okumamıştır. onun hakkında yazılan çok sayıdaki eserlerden habersizdir. günümüzde gökalpi en iyi incelemiş şahıs olarak prof. fındıkoğlunun eserlerini okumasını tavsiye ederim.
hasan bağcının yukarıya aldığımız satırlarındaki büyük ölüm dönemecini kıvrılamayan ibaresiyle neyi kasdettiğini pek anlayamadık. ziya gökalp ölüm dönemecini kıvrılırken hasan bağcı onun yanında mı idi?
ziya gökalp, türkçülük yolunda hangi yahudi himayesini görmüştür? hasan bağcı bugün memlekette kuvvetli ve şuurlu bir kütle olan türkçülüğe bunun hesabını vermeye mecburdur. veremezse müfteri durumuna düşer. komünistler, türkçülüğün alman icadı olduğunu iddia ederlerdi. demek ki siyasî ümmetçiler de yahudi patentini yakıştırmışlar. teşekkür ederiz.
ya yahudilere istismar kapısı nedir? türkiyede 1930′dan hemen biraz sonra başlayıp günümüze kadar süregelen bir türkçülük savaşı vardır. ben de bu savaşın içinde ve ateş hattında bulunanlardan biriyim. yahudiler bizi ve ülkümüzü nasıl istismar etmişler? açıklanmasını bekliyoruz.
gökalpin yahudi asıllı durkheimden bazı sosyal fikirler almış olması onun yahudi istismarcılığına alet olduğunu göstermez. her bilgin, her filozof, her fikir adamı, hatta her peygamber kendisinden önce gelenlerden bazı unsurlar alır. netekim i̇slâm peygamberi de daha öncekilerden bazı şeyler almış ve onların devamı olduğunu söylemiştir. kendi dergilerinde kuran-ı kerimde hazreti musa başlıklı yazı serisi de bunu gösteriyor.
bir de moiz kohen adında bir yahudinin gökalpin tesirinde kalarak turan adlı bir kitap yazması vardır ki bu da ziya gökalpin tesir kuvvetini gösterir. netekim yine bir yahudi olan halide edip de ziya gökalpin tesirinde kalarak yeni turan diye bir roman yazmıştır.
büyük fikir adamları başka dinden ve milletten olanları da çevrelerine toplayabiliyorlar. simavna kadısıoğlu bedreddinin müridleri ve taraftarları arasında pek çok hıristiyan ve musevî vardı.
görülüyor ki yazar, türkçülüğe dost değildir. türkçülüğe dost olmayanın türklüğe dost olması riyazî olarak imkansızdır. hasan bağcının kendisi soy bakımından türk olmasa bile samimî bir müslüman olduğu için türklüğe ve onun şuuru demek olan türkçülüğe atılan iftiraları hakikat diye kabul etmemeliydi. çünkü türklük, müslümanlık olmadan da yaşar ve netekim yaşamıştır ama müslümanlık türksüz yaşayamaz. onu ancak türklüğün sel gibi akan kanları ayakta tutmuş, tutabilmiştir. türkiyeden ayrılan arap devletlerinin zavallı, âciz ve gülünç durumları ortadadır.
dünyada her asîl fikrin rezilâne istismarları olmuştur. birinci cihan savaşında dünyanın birinci devleti olan tabaası arasında 200 milyon kadar müslüman bulunan i̇ngiltere, halifenin devleti olan türkiye ile savaşırken müslümanlığı istismar etmiş, halifeyi dinsiz ittihatçılardan kurtarmak için ortaya atıldığı propagandasını yapmıştır. onun ünlü casusu lavrens, peygamber soyundan gelen mekke şerifi hüseyni i̇ngiliz altınlarıyla kandırarak türklere ve halifeye karşı ayaklandırmıştır. hüseynin oğulları ve torunları da aynı yolda yürümüşler, nihayet bunlardan ürdün kralı abdullah suikastla, irak kralı gazi sarhoşlukla, yine irak kralı faysal ile kral aibi abdülillâh da ihtilâlle ölmüşlerdir. bugün onlardan kalan tek kişi ürdün kralı hüseyndir.
şimdi şu sonuca bakarak peygamber kendi soyunun, i̇slâmı savunan türklere silâh çekeceğinden gafildi denebilir mi? bunun gibi ziya gökalpin türkçülüğüne de yahudiler istismar ettiyse bunda onun ne taksiri olabilir? kaldı ki türkçülük yahudiler tarafından istismar olunmuş da değildir. bu sözler hasan bağcının hayalhânesinde vücut bulmuş, aslı astarı olmayan tekerlemelerdir.
bazı mutaassıp ümmetçiler, türkçülüğe tahammül edemiyorlar. bütün müslümanları birleştirip tek devlet haline getirme hülyası ardındalar. daha arapların kendi aralarında bile birleşemediği gözlerine çarpmıyor da ayrı tarihi oluşmaların sonucu olan soy ve kültür bakımından birbirine hiç benzemeyen koca koca milletleri birleştirmeye çabalıyorlar. tıpkı komünistlerin dünyayı tek devlet haline getirmek hayalleri gibi. bu bakımdan bunlara yeşil komünistler diyen mebusa yerden göğe kadar hak veriyoruz.
konyada basın alanında böyle çirkin ve yakışıksız bir yazı yazılırken son aylarda i̇stanbulda pek dikkate çarpmayan başka bir vaka oldu: birinci cihan ve i̇stiklâl savaşı gazilerinden emekli topçu albayı cemal aktoğu 4.8.1969′da hayata veda etti ve ertesi günü cenazesi kartal camisinden askerî törenle kaldırılarak toprağa verildi. ölen askerle için rütbelerine göre bir asker birliği ile bando göndermek türk ordusunun kökleşmiş geleneklerinden biridir. bu sebeple merhum albayın töreninde de asker ve bando bulunduğu gibi, dostları tarafından da birçok çelenk gönderildi.
bu törenin yapılması yine şekliyattan başka bir şeyle uğraşmayan mutaassıpların gayretine dokunduğundan ertesi günü camiye koca bir beyanname astılar. beyannamenin üst kısmı i̇slâm cenaze usüllerine hasredildikten sonra en altta i̇slâma uymayan i̇şler başlığı altında şunlar yazılmıştı:
1) cenaze için çelenk yaptırılması,
2) cenazenin bando ile kaldırılması i̇slâm adetlerinin dışına çıkmıştır,
muhterem müslümanlara arzolunur.
altındaki imza da şu: kartal din görevlileri
i̇şte bunlar birgilinin halefleridir. ölüye saygı ve sevgi nişanesi olan çiçekle müziği yasaklamaya kalkan iptidaî zihniyetli halefler. o halde mevlût okumayı ve ölümün ruhu için konu komşuya dağıtılan lokma ve helvayı da yasaklayın. i̇slâmiyette bu da yoktu ama türkler tarafından sokuldu.
evet, bütün bunlar sonradan çıktı ve i̇slâmiyetin içine girdi. ölünün ruhu için tatlı dağıtmak şamanizmden müslümanlığa girmiş, mevlût törenini ise büyük batı türk devleti içindeki yarı bağımsız beğlerden biri olan gök börü adında biri çıkarmıştır. gök börü, irakta harran ve erbil şehirlerinin atabeği idi. 1168 1233 arasında 65 yıl bu şehirleri idare etmiştir. peygamberin doğum gününü kutlamak için ilâhili (yani müzikli) törenleri ilk defa o yapmış, ondan sonra bu âdet i̇slâm dünyasına yayılarak günümüze kadar gelmiştir. din görevlilerinin bundan haberi var mı? ne gezer? onlar hâlâ hurafeler peşindedir. hele ölen albayın oğlu olup kartal hükümet tabipliğinde bulunan dr. yavuz aktoğuya karşı takındıkları tavır ve tecavüze yeltenmek gibi halleri ve hele bunların arasında mhpnin ilçe kurullarında bulunan birisinin de mevcudiyeti taassubun nerelere kadar vardığını göstermesi bakımından düşündürücüdür.
milliyetçi hareket partisi, adından da anlaşılacağı gibi milliyetçi bir partidir ve başkanı alparslan türkeş eski türkçülerden biridir. bu parti yobazların barınacağı bir parti değildir. i̇slâmiyeti yobazlık sananların bu partide işi yoktur.
bazı partiler dinî taassubu seçim kaygısı ile istismar ettiler. bu ayrı bir konudur. fakat diyanet i̇şleri başkanlığının yobazlığı bastırıp i̇slâmiyeti bir ahlak sistemi halinde ruhlara sindirmek için çalışması gerekirken hiç oralı olmayışı dikkate değer.
hadîs-i şeriflere göre evlenme adâbı adında bir kitap gördük. müellifi nâsırüddînül-elbânî adlı bir arap, türkçeye çeviren de tekirdağ müftüsü ali aslandır. 80 sayfalık küçük kitabı okudum. yüzüm kızardı ve i̇slâmiyettir diye bu çirkin şeyleri öne sürenlere karşı susan diyanet i̇şleri başkanlığı hakkında kesin bir hükme vardım. okuyuculardan özür diliyerek bu kitabın 16. sayfasından şu parçayı alıyorum:
i̇bni abbastan (rivayet): hattâboğlu ömer (halife ömer) resûllüllaha ey allahın resûlü! ben helâk oldum dedi. resûlüllah seni helak eden nedir? diye sorunca ömer: bu gece hanımımı yüz üstü yatırarak cimâda bulundum dedi.
görüyor musunuz? adaletiyle ün salmış, i̇slâmiyetin kuruluşunda baş rollerden birini oynamış ve bütün müslümanların halifesi, yani başkanı olmuş ömer, bakın neler yapmış? bu herzeler, uydurma hadiselere dayanılarak ileri sürülüyor ve 20. yüzyılın gençlerine evlenme âdâbı diye veriliyor. bunun bir edepsizlik ve ahlâksızlık olduğunu kongodaki zenciler bile bilir. türk soyunun karakterinde ise bu türlü şenaat yoktur. bu kötü âdet türklere i̇ranlılardan, araplardan, bizanslılardan geçmiştir.
sonra ömer aşere-i mübeşşeredendir. yani peygamberin hayatında cennetle müjdelediği on kişiden biridir. ömer bu ahlâksızlığı yapmış olsaydı o on kişinin arasına elbette giremezdi. evlenme âdâbı diye müslüman türk gençlerine bu safsataları anlatan adam tekirdağ müftüsü olursa:
var kıyâs et gayrı sen deryâ-yi rahmet deydiğin.
evlenme âdâbı diye insanı deliye çeviren yazılarla dolu olan ve üçte biri cinsî münasebete tahsis edilen o kitabı diyanet i̇şleri başkanlığı tasvib ediyor mu? atom ve uzay çağında, evlilere telkin edilecek medenî bir ahlâk sistemi i̇slâmiyette yok mudur? yoksa bunca din görevlisi, din büyüğü oturup yeni bir içtihadla bunu icad edemezler mi?
ben, süleymaniye kütüphanesindeki 16 yıllık görevim sırasında milimetrenin ne olduğunu bilmeyen müftüler, venezuelanın bir devlet olduğunu ilk defa duyan şeyhler, havvâ anamız, âdem babamızın sol kaburgasından çıktı diye insanların sol taraflarındaki kaburga kemiklerinin 11 tane olduğunu iddia eden i̇lâhiyat fakültesi mezunları gördüm. fakat bunlar hep eski nesillere mensuptu. şimdi yeni bir çığır açılmışken, memleket imkanlarına göre oldukça iyi i̇mam hatip okulları ile i̇lâhiyat fakülteleri kurulmuşken hâlâ türkçülükten böyle aşağılayıcı şekilde bahsetmek cenazeye bando gelmez demek çok iptidaî bir zihniyettir.
türkçülük türk milliyetçiliğidir. ona düşmanlık ancak türk milletinin düşmanlarına yakışır bir davranıştır. yani kızıl veya yeşil beynelminelcilere
doğu türkistanın bazı şehirlerinde mezar başında müzik çalınarak ölünün ruhu şâd edilir. bütün bu müslüman türkler cehennemlik de buradaki birkaç beyinsiz mi cennetlik?
ölen askerler için bando çalınır ve çalınacaktır. i̇steyenler saygı ve sevgi nişanesi olarak ölülere çiçek gönderecektir.
bunu kavrayamayan beyinlerin ölü hücrelerden farkı yoktur.
up up up...
Bu amk birincisi vs. ibneler avare.be kürtçe birşey mi?
Biz vatanını seven Türk oğlu Türküz. Eğer böyle ibnece şeylere bizi alet ediyorsanız : http://www.swfcabin.com/swf-files/1285818129.swf
özet: Eğer kürtçe bişeyse: http://www.swfcabin.com/swf-files/1285818129.swf
Tamam sakinim...
Biz vatanını seven Türk oğlu Türküz. Eğer böyle ibnece şeylere bizi alet ediyorsanız : http://www.swfcabin.com/swf-files/1285818129.swf
özet: Eğer kürtçe bişeyse: http://www.swfcabin.com/swf-files/1285818129.swf
Tamam sakinim...
The last of the Samurais :d
siktirin gidin şimdi...
siktirin gidin şimdi...
vodafone`dan konuştuğun kadar geliyormuş falan. Operatör kız yolladı heralde ....
A.q. yoraım ben böyle işin haaa...
Piçler o kadar yazdık lan...
Piçler o kadar yazdık lan...
Muhahahah
Kölemsiniz piçler...
Kölemsiniz piçler...
Amına koduğumun karısı buraya da gelip almasın.
Ben kaptım gardaşlar. Artık emniyetteyiz...
Ben kaptım gardaşlar. Artık emniyetteyiz...
@1 sağol la...
@5 http://vimeo.com/20021390
http://www.youtube.com/watch?v=piljbhwtmke
http://www.dailymotion.com/video/xh27r1_akdeniz-in-en-kuvvetli-takymy-adanaspor-dur-hocam_sport
Adana turuncudur.
http://www.dailymotion.com/video/xh27r1_akdeniz-in-en-kuvvetli-takymy-adanaspor-dur-hocam_sport
Adana turuncudur.