senelerdir ne zaman bir müzik grubunu çok sevsem, her kısmıyla bu grupların yaptıkları işlere bayılsam, grubu araştırmaya karar verdiğim an korkunç bir gerçekle karşılaşıyorum...lush, feeder, veronica falls, crowded house... inanılmaz bir ilgiyle açtığım viki sayfalarında davulcuların trajik ölümleriyle göz göze geliyorum...
en son kraftwerk'e aşırı taktığım hafta grubu araştırırken klaus dinger'ın da öldüğünü görünce üstümde tuhaf bi lanet olduğunu anladım... arkadaşlar ben hangi grubu çok seversem o grubun davulcusu ölmüş oluyo... bunu fırsata dönüştürüp bu hafta bol bol dream theater dinleyeceğim, evet kendime eziyet çektireceğim ama mike portnoy'u öldürme konusunda işe yarayacak mı merak ediyorum...
davulcusunu sevmediğiniz grup olursa iletişime geçebilirsiniz.
bu başlık dinlerken bizi eargasm eden müthiş şarkıların, şarkıları daha müthiş hale gitaran bas gitarlarına bir övgü niteliğinde rehber özelliği taşımaktadır.
sizler de basına aşık olduğunuz şarkıları lütfen paylaşmaktan çekinmeyin.
ilk sıramda sonic youth var. mildred pierce şarkısındaki bas için birilerini öldürmek istiyorum.
ikinci sıramda tool var. gerçi bunu bilmeyeni metrobüs çıkışlarında yakalayıp siktikleri için paylaşmasam da olabilirmiş pekala. yine de dursun burada.
üçüncü sırada herkesin bilmediği verve dönemi var... siz urban hymns bilir ve ancak o albümü dinlersiniz, size shoegaze çok gelir diyerek bu şarkıyı bırakıyorum
dördüncü sırada killers var... bu grubun vokali yakışıklı diye kaybediyo bu grup, o yüzden çok dikkat çekmiyo... alex turner gibi çirkin bişi olsaydı ortalığı dağıtırdı. https://www.youtube.com/watch?v=MQwu08Sc2vA
rahmetli anam bas gitarımı hediye aldığı gün tablarına bakarak ilk çaldığım bas şarkılarındandı... my bloody valentine, seni çok seviyorum aşkımsın... https://www.youtube.com/watch?v=nwfCoKNI5hs
@Areo Hotah hocam her şeyi kabul ederim ama basçı fobisini asla kabul edemem, ben bas çalıyorum... hatta henüz yayınlanmamış ama halledebilirsek yakın zamanda yayınlanacak bi albümden bi şarkının bi kısmını buraya atıcam... garage rock revival yapalım, eski strokes gibi olsun dedik yaptık birisiyle zamanında. ritim gitar ve bas bana ait. https://voca.ro/1o36npIYjuNW
areo hotah'ı henüz doğru düzgün tanıyamadığım için bir süre profilinde gezindim... ''ayıplan! nasıl dream theater sevmezsin...'' demesi üzerine fark ettim ki ne yazık ki dream theater seviyo... her yiğidin utanılacak bi davranışı vardır, neyse...
Areo Hotah nicki sebebiyle game of thrones sevdiği de apaçık... Fakat profilin derinliklerine indikçe asıl sürprizler bana selam aşkoooo diye bağırdı.... Kpop sevmediğini söylemesi kabul edilebilir ama bi yandan da o pürüzsüz Kpop erkeklerine karşı hafiften yükselmesi ve aradaki o kaçamak çekimi fark etmemle kendimi atlantisi anlatan girit vazosunu bulmuş arkeolog gibi hissettim...
Bu noktada bünyeye hafif bir gaylik, daha doğrusu queer bir aura enjekte edildiğini hissedip "Du baalım midi, bu çocukta Gregg Araki film sevdası da seziniyorum..." diye düşünmeden edemedim...
sonra kim olduğunu anladım... aklıma sylvia plath şiiri geldi, ''Sonra anladım sorunun ne olduğunu, ölümsüz olduğunu düşünüyordu.'' diyodu sylvia, böyle şeyler arada aklıma geliyo dehb var bende...
kendisi kim biliyo musunuz? lisa...
Kpop erkeklerine takılması, o yüksek enerji ve profilindeki o kaotik zıtlıkların uyumu, ''ben buradayım, kuralları da ben koyarım aşko...'' havası, üff... bu çocuk kesinlikle lisa...
rüyamda 2000’ler başı pop punk simülasyonunun tam ortasındayım... birbirinin aynısı olan gruplardan birinin klip çekiminde yer alıyordum, ortalık kaotik bi haldeydi... o kadar mutsuzdum ki orada bulunmaktan... üstümdeki kahverengi deri ceketi parçalamak, hiçbir zaman çalmadıkları o gitarları kırmak ve ne işe yaradığını hiçbir zaman anlayamadığım basçıyı dövmek istedim...
sonra nasıl oldu bilmiyorum ama çok mutsuz olduğum o andan bi anda blackpink klibinin içerisine ışınlandım... kızlar blackpınk'll make ya diye bağırıp dans ediyorlardı, o anın heyecanıyla ben de go diye bağırdım... sonra jisoo i'm on a mission diyerek yanıma yaklaştı, bütün kızlar hep bi ağızdan blackpink diye bağırırlarken ben de bağıra bağıra eşlik etmeye başladım... işte o anda uyandım... uyandıktan sonra bile 2 kez blackpink dedim...
patti smith... new york'un karanlık kraliçesi ablam, annem, halam, her şeyim... kitaplarıyla, şiirleriyle, şarkılarıyla büyüdüm. bir dönem kumaş pantolon-beyaz gömlek giyip plaza çalışanı gibi gezdim onun yüzünden...
ama dürüst olalım... patti smith'in koca bir jenerasyonu değiştirdiği o proto punk döneminde elinde gitarı ve mikrofonu vardı... sueda'nın elinde ise 2026 türkiye'sinin toplumsal sinir uçlarına dokunma yeteneği var, patti smith'in buna cesareti olur muydu? sanmam.
patti smith'in karşısında onu eleştiren biri olduğunda “sanat nedir?” diye tartışabilme lüksü vardı... sueda'nın karşısında ise adam daha cümlesini kuramadan “kız grubunda dans ediyorlar” deyip posterleri yırtan amcalar var...
patti annemin yazdığı şiiri 30 dakikada anlayıp 3 senede yaşarsın... sueda'nın kareografisi öyle mi? ömür boyu çözemesin... evet haklısınız, patti smith hakkında kitaplar yazıldı, belgeseller çekildi, akademik makaleler hazırlandı. sueda bu konuda boş mu? hiç sanmam... kendisi hakkında her gün twitter kavgası görüyorum... tüylerim ürperiyo...
patti smith altın döneminde “ben bu şarkıyı üç akorla götürürüm” diyerek john cale ile birlikte şarkılar yazdı... sueda “ben bu şarkıyı üç dakikada beş farklı hareketle götürürüm” diyerek danslar ediyor.. müzikal gelişim açısından bakarsak da sueda'nın eli daha güçlü.
patti smith'in şarkısında gitar bir yerden sonra giriyo, çıkıyo, tekrar giriyo... hep bi devinim var... şadan kardeniz olmak istemiyorum hayır... tekrar diyeceğim... tekrar var.
sueda'nın şarkısında ise o sırada altı kişi sahnede birbirlerinin yerini değiştiriyo. bu daha zor değil mi arkadaşlarım, yoldaşlarım, kardeşlerim?
patti annemin vokal tekniğine gelirsek...
çok önemli bir vokalist olduğunu söylemek zorundayım. kadın bildiğin konuşarak, bağırarak, okuyarak şarkı söylemenin sınırlarını genişletmiş... deneysel işlerine hayranım mesela...
ama sueda da çok önemli bir vokal tekniği kullanıyo... dans ede ede söylüyo... bunu küçümsemeyelim.
ayrıca en önemli şeylerden birisi de patti annemin müziğinde zaman zaman o meşhur “biraz dağınık çalalım, zaten punkız kimse yadırgamaz” estetiği var. sueda'da ise her şey o kadar organize ki insan ister istemez etkileniyo... kimse bir şarkının ortasında gitarlar yanlış mı çaldı mı diye düşünmüyo... gitar sadece bir estetik yani çalmıyorlar bile...
evet, patti smith müzik tarihini değiştirdi. ama sueda da müzik tarihini değiştirecek bir şey yapıyor olabilir.
sonic youth'u ilk dinlediğim zamanları düşündüm bugün... ilk başlarda tuhaf bir gürültü anlamsızlığı vardı, detone olan kim gordon, distorşınlı gitarların neredeyse her sesi bastırması... zaman geçtikçe bunun bambaşka bir şey olduğunu anladım, fark ettim... bu insanlar ilk bakışta kolay tüketilmeyecek bir müzik yapmıyorlarmış açıkçası, gitarlar hiç alışılmış gibi değildi yani, şarkılar alışıldık biçimde ilerlemedi, gürültü ve melodi arasında çok ince bi sınır vardı ve bi o yana bi bu yana kayıyordu...
yıllar geçti, grunge'lar, shoegaze'ler derken birçok subgenreye inanılmaz ilham verdiği ortaya çıktı. işte manifest'e de tam olarak böyle bakılması gerektiğini düşünüyorum... manifest de gelecek kuşaklara öyle büyük ilham olacak ki...
bugün manifest'i yalnızca bir kız grubu olarak değerlendirmek, sonic youth'u yalnızca gitarlı grup diye değerlendirmek kadar yüzeysel.
çünkü manifest'in asıl etkisinin henüz ortaya çıkmadığını düşünüyorum.
mesela bundan on yıl sonra ortaya çıkacak yeni nesil grupların sahne anlayışında manifest etkisi göreceğiz. koreografinin artık yalnızca dans olarak değil, müzikal bir enstrüman gibi kullanılmaya başlanacağını düşünüyorum. hatta bugünkü pop müziğin aksine daha gürültülü, daha agresif ve daha deneysel kız grupları çıkacak... göreceksiniz arkadaşlar... bunlar manifest'in enerjisinden yola çıkıp gitarları distortion'a verecek, davulları öne çıkaracak ve muhtemelen bir noktada “manifest sonrası pop” diye bir kavram ortaya çıkacak... hatta bu tarza manipop bile diyebiliriz, ne dersiniz? olaylar büyüyecek, manirock, manimetal diye uzayıp giderken subgenrelere kadar yansıyacak...
manigaze'e kadar ilerleyecek olaylar... bugün eleştiren ne kadar yaşlı amca varsa hepsi kızlarına manifest plağı almak için internette gezinip duracak, göreceksiniz.
yani dışarıdan baksan koskoca insanlarız, işimiz gücümüz var, fatura ödüyoruz, hayatta kalmaya çalışıyoruz ama aynanın karşısına geçip ciddi ciddi hangi manifest kızı olduğumu düşünüyorum bazen.
ulan benden zoktay aurası çıkıyo mu gerçekten, yoksa ben arkada sadece vokallere ayak uyduran ama hepsinden güzel sesi olan esin miyim? bazen içimdeki o hırsı, ben bu masanın patronuyum enerjisini hissedince hemen mina olduğuma ikna oluyorum. tamam diyorum, bu dominasyon, bu ikonik duruş tam olarak mina... ama sonra bi anlık sakarlık yapıyorum ya da bir ortama girip saçma sapan davranınca gözümün önüne lidya geliyo... hayır diye bağırıyorum kendi içimde, ben lidya olamam...
en komiği de bu kıyaslamayı yaparken saniyeliğine bile gülümsememek, tamamen akademik bi ciddiyetle yürütüyorum bunu... giyim tarzım biraz hilal ama kriz anındaki tepkilerim kesinlikle sueda... sadece pazartesi sabahları ortaya çıkan stresimi de suedaya benzetiyorum...
ben galiba suedayım... fotoğraf çekilirken varoşluğum da suedaya benziyo.
@vayki bi tarafım diyo ki, ''o zaman ben de şöyle anlatırım... vayki'nin kavga ettiği x yazarı vayki için senin dayını sikerim halan olur, bi kere daha sikerim halanın bıyıkları çıkar, amcana dönüşür bi daha da sikmem dedi... eveet vayki'nin bu durumda yazacağı şey ne olacak beliyoruz...'' de, sonra içimden diğer ses diyo ki ''midi, kızım, burası yabancılarla dolu bi yer, 1-2 kişi tanıyosun diye kendini hemen salma, saçma sapan konuşma, seni burada bi döverler, seni bi si... kendine gelemezsin bak... hem vayki kim, sıkarlet falan kim daha mizaçlarını bilmiyosun, millete ilk günden sorun çıkarma mal mısın? git ilacını iç yat, şakanın komikliğin de bi sınırı, ölçüsü ve zamanı var...''
o yüzden içimdeki sesi dinleyerek terbiyemi ve mesafemi koruyarak başlıktan uzaklaşıyorum.
illa ki buraya radyo gelecek yani, işte radyo geleceği zaman arkalı önlü nick fotokopisi, sözlük sicil kaydı ve ömür boyu satın alınmış winrar lisansımla müracat ederek başvurup yapacağım radyo yayını olacak kaosa doğru...
biliyorum arkadaşlar, bazen henüz burada kavga ve kaos dönemi başlamadı... ama bu başlamayacak anlamına gelmiyo, illa ki bir gün şakalıklar ve komiklikleri ciddiye alıp ortalığa ateş saçacak birileri çıkacak, işte o zaman kavgasever arkadaşlarıma müthiş bir hizmet vermek istiyorum...
tıpkı voleybol maçı sunan spiker edasıyla sözlük kavgalarını canlı olarak sunmayı planladığım radyo yayını... oldukça tarafsız bir biçimde, ''evet x yazarımız 10 saniye kadar önce sen git şiir başlığına fotoğraf at kardeşim sen malsın...'' yazarak olayı kızıştırıyor gibi anlatacağım... kavgaları, heyecanı anbean kulağınıza getireceğim... müzik ve istek yok ama haberiniz olsun...
bu şarkıyı 2012'de ilk kez dinlediğim günden beri kendisine aşkım hiç bitmedi... 2012'den beri neredeyse her gece bir kez açıp dinleyip öyle uyuyorum, bu şarkıyı çok fazla seviyorum...
evet iddialıyım. yemin olsun ki dua lipa'yı tokatlarım.
kendisi arnavut, ben boşnağım... hani meşhur bir laf var bilirsiniz, arnavut'a neden çıplak geziyorsun diye sormuşlar, birisi bir şey dese de dövsem diye geziyorum demiş.... atasözü gibi tespit, kabul ediyorum ama bu delikanlılık numaraları bana işlemez kardeşim. biz de sandžak hamuruyla büyüdük, bünyede börek ve inat var... ayrıca yugoslavya dağılırken genç olsaydım bir sürü savaş suçum ve en az 40 leşim vardı, neyse.
kendisi podyumlarda, stadyumlarda levitating diye süzülürken gayet havalı duruyor olabilir. sesi de kontralto falan filan... ama benim oktav aralığım sinir krizlerimde öyle bir noktaya ulaşıyorki, kulak zarını patlatıp dengesini bozarım. o "one kiss is all it takes" diye söze girerken ben arkadan 128 bpm bassline'ı bir basarım, neye uğradığını şaşırır.
kadın 1.73 boyunda, bende ise 1.59 boy var. evet, aramızda tam 14 cm var ama bu benim için bir engel değil, tamamen bir ayrodinamik avantaj lan! yerçekimi merkezi bana daha yakın bir kere... götü yere yakın olandan korkacaksın demedi bunca sene insanlar! o yukarıdan kombo yapmaya çalışırken ben fırtına gibi bacaklarına dalar, direkt dengesini alt-üst ederim.
o pilates yapar, kişisel antrenörlerle kardiyo çalışır. ben ise senelerdir akepe hümümetiyle mücadele ediyorum, klavye başında parmak kası yapıp kafa patlatıyorum. girdiği en sert kavga prodüktörüyle telif kavgasıdır, benimki ise katıksız mahalle ve geleneksel balkan inadı.