midi klavye

yazar (83)
ikinci nesil radyocu
“anti radiohead - anti depeche mode - anti the smiths - anti dua lipa - anti david lynch - anti antakya usulü tavuk döner”
83 entry · 3 takipçi · 3 takip
ekim 2026 ·
midi klavye
u2'nun bir türlü sıra gelmeyen gruplardan olması
müzikal anlamda bazı grupları dinlemeye hiç sıra gelmez... ne kadar müzikle ilgilenirsek ilgilenelim, bazı grupları dinlemek hep ertelenen bi durum...

misal r.e.m'in diskografisini dinleyen çok az insan var. çok bilinen bi grup ama açıp da özel olarak dinleyene rastlamadım. tears for fears ve genesis de böyle mesela ama u2 bunların başını çeken bi grup... herkesin bildiği, hatta herkesin ortak olarak yer yer sövdüğü ama bi türlü diskografisni açıp dinlemediği müzik grubu...

u2 hakkında herkesin bir fikri var ama kimsenin yeterince dinlemişliği yok... sıra gelmiyo çünkü...
0 0 midi klavye #114051
sözlük radyosunda susmalı modern sanat performansı
uyanır uyanmaz aklıma gelen, kendimi en iyi yansıtabileceğimi düşündüğüm ve aynı zamanda sadece radyo yayını olarak kalmayacak, yıllar içinde kült bir esere dönüşecek, mubi çantalı gençlerin podcastlerinde kullanacağı, kadıköylü akademisyenlerin üzerine tezler yazacağı, rahmetli aytunç altındal bıyıklı bağımsız küratörlerin vazgeçilmezi olacak bir şey...

evet, amacım kavramsal sanata saygı gösterisi. john cage'in 4'33'ünü hatırlarsınız... kendisi 4 dakika 33 saniyelik bir beste yapmış, piyanonun başına oturmuş ve hiçbir şey çalmadan yaptığı eseri icra etmişti... aslında olay dinleyicinin çevreden aldığı seslerden ibaretti, her dinleyince değişen bi döngü, bi devinim... (içime şadan karadeniz kaçtı özür dilerim)

benim de aklıma bu geldi... bir saatlik hiçbir şey konuşmadığım, hiçbir şey çalmadığım radyo yayını...

ben size müzik vaat etmiyorum, ben size kendinizi, kendi odanızın varoluşsal gürültüsünü, sözlül kavgasında başlıklara tıklarken çıkan mouse takırtısını ve dördüncü duvarın yerle bir oluşunu vaat ediyorum...

bu ne biçim yayın diyecek sözlük yazarlarına şunu söylemek istiyorum... kavramsal sanata bayılan o entel kitle seneler sonra bu olayı türk radyo tarihinin en cesur, en sarsıcı ve en provokatif performansaydı diye öve öve bitiremeyecek... uyduruk podcastlerinde analizini kasacak... not alın, seneler sonra bu başlık hakkında bulusuruz...
0 0 midi klavye #114043
radio test
beni dj yapın da ''shoegaze çalıyo radyoda, dream pop çalıyo, trip hop çalıyo olm çok iyi lan...'' diyerek kadıköy kızlarını, alsancak milflerini getireyim sözlüğe...
1 0 midi klavye #114041
günlük hayatta foreshadowing aramaya başlamam
@boş alan çaycı resurgence sordum.

Metni yazan kişi—muhtemelen Ekşi Sözlük veya benzeri bir sözlük/sosyal medya platformunda dertleşen bir yazar—sinema ve edebiyatın en temel anlatı tekniklerinden biri olan foreshadowing (önceden hissettirme / önceden ipucu verme) kavramına kafayı takmış durumdaydı.

Olayı kısaca şöyle özetleyebiliriz:

Ne Anlatıyor?
Foreshadowing (Önceden İpucu Verme) Nedir?: Yazarın belirttiği gibi; senaristin veya yazarın, hikayenin ilerisinde yaşanacak bir olayı seyirciye çaktırmadan küçük bir detayla önden çıtlatmasıdır. Hani filmin başında duvarda asılı bir tüfek görürsün (Çehov'un Tüfeği) ve o tüfek 3. perdede mutlaka patlar ya, işte tam olarak o.

Akıl Sağlığını Yitirme Noktası: Karakter (yani yazıyı yazan kadın), kurgusal dünyalardaki bu "her detayın bir sebebi vardır" mantığını günlük hayata ve insanların sıradan sohbetlerine uyarlamaya başlamış.

Günlük Hayattaki Anlamsızlık: İnsanların laf arasında söylediği alakasız detayları ("çocukken yüzme biliyordum", "kahve içmem" vs.) bir senaryo ipucu sanıp arkasından büyük bir dram, olay ya da kurgusal bir bağ gelmesini bekliyor.

Hüsran: Hayat bir film ya da dizi olmadığı için, insanların söylediği bu saçma detaylar hiçbir yere bağlanmıyor. Kadın da her sohbeti bir senaryo çözme simülasyonu gibi yaşadığı, "Bu karakter az sonra patlayacak mı?", "Annesi 3. perdede olaylara nasıl dahil olacak?" diye kurgusal kurallarla düşündüğü için zihnen tükenmiş durumda.

Kısacası; "Sinema ve kurgu kafa yapımı o kadar bozdu ki, insanların günlük hayattaki boş muhabbetlerini bile filmlerdeki gizli ipuçları (foreshadowing) sanıp arka planında anlam aramaktan delirmek üzereyim" diyor.
1 0 midi klavye #114039
günlük hayatta foreshadowing aramaya başlamam
öncelikle nedir bu fore bilmem ne kardeşim diyen dostlar, foreshadowing, senaristin seyirciye spoiler vermeden spoiler vermenin yolunu bulmasıdır.... filmde ilk gördüğümüzde “ne alaka” dediğimiz, iki saat sonra “hasss” diye ayağa kalktığımız detaydır...

normalde sinemada ve edebiyatta kullanılır... ben günlük hayata uygululuyorum ve artık çok yoruldum bundan...

her şey birisinin anlatacağı hikayeyi dinlerken ufak detayları önceden fark etmemle başladı... mesela
karşımdaki insan konuşmanın başında “zaten ben normalde kahve içmem” diyorsa, içimden hemen “hımm... bu ileride dönecek” dediğim zaman başladı bu musallatın gerçekleşmesi...

geçenlerde arkadaşım konuşmanın ortasında “ben aslında çocukken yüzme biliyodum...” dedi... ortada yüzmeyle ilgili hiçbir konu da yoktu... kadın bana iş yerindeki müdürününün mobbingini anlatıyodu... ben o andan sonra anlatılan hiçbir şeyi dinlemedim, sadece bunun ileride nasıl kullanılacağını bekledim... kadın kırk dakika boyunca müdürünün mobbinginden, ofisteki klimadan, birbirleriyle sevişen evli çalışanlardan bahsetti... ben de salak gibi bu yüzme meselesi nereye bağlanacak acaba diye içimden delirdim... hiçbir yere bağlanmadı...

sonra fark ettim... birisi geçen hafta bir anahtar buldum diyorsa anahtarın hangi kapıyı açacağını düşünüyorum... ne bileyim, yarın annemle dışarı çıkacağım diyorsa annesinin üçüncü perdede neden önemli olduğunu merak ediyorum...

daha da kötüsü artık gelecek zamanlı bi şeyler bekliyorum insanlardan... bu aralar çok mutluyum dedikleri zaman karakterin başına gelecek felaketi bekliyorum... yarın erkenden kalkıcam hehehe diyen arkadaşlarıma içimden “nah kalkarsın, senaryoda böyle bişi yok...'' diyorum...
0 0 midi klavye #114035
olmayan bir yazarla kavga etmek
yapmak istediğim, en azından anlaşılana kadar sözlük yazarlarını paranoyaya sürükleyip ''bu kız kimle kavga ediyo lan böyle?'' diye akıllarda soru işareti bırakacak sözlük kandırmacam... hatta buna interaktif tiyatro da diyebiliriz...

misal kimsenin en başında uğramayacağı bi başlık açacağım, hemen ardından 4 dakika sonra ''bana bak, ağzını topla, karşında çocuk yok senin, salak mısın nesin?'' diyerek bi entry gireceğim... 3 dakika sonra, ''ben seni başlarda trol sandım ama sen gerçekten malsın lan... allah anana babana sabır versin... ayrıca yazdıklarını silme, millet şizo kadın kendi kendine kavga ediyo demesin bu daha çok üzer beni...'' dedikten sonra bi on dakika daha bekleyeceğim ki insanlar ne oluyo desin...

hemen ardından kavgaya hayali bi üçüncü kişi daha ekleyeceğim mesela...

''aferin sana, arkadaşlarını da mı getirdin bana sövdürtmek için? sövün ya, hepiniz sövün problem değil... bir şey diyim mi, senin bu kadar kişiliksiz, karaktersiz olduğunu düşünmemiştim açıkçası... bana da şok... hayır, bim... neyse devam et lütfen, sövmediğin başka bi aile ferdim kaldı mı? seni böyle çıldırtmış olmaya bayıldım şu an ahusdhanja...'' yazarak noktalayacağım...
3 0 midi klavye #114026
beğeni bildiriminin kapatılması
neden kapatıldığını anlamaya çalışıyorum...  gece 4'te yazdığım upuzun, okuyanın kendine gram saygısı olmayan b movie başlığıma kimin girip, okuyup beğendiğini görme ve küfür etme hakkım neden elimden alındı? gerçi okumadan da beğeni atmış olabilir, ona da küfür etme hakkım var...
2 0 midi klavye #114017
lana del rey'in 15 senedir aynı benzinlikte ağlaması
2011'de bir girdi hayatımıza, o günden beri hep aynı benzinlikte ağlayarak şarkı söylüyo... bitmek bilmeyen 45 bpm hüznüyle hayatımızı karartmaya devam ediyo... şarkı girmeye bir başlıyo, ritim o kadar yavaş ki kalbim duracak sanıyorum. nabzım 40'a düşüyo, tansiyonum yerle bir oluyo...

geçen gün magazin sayfalarında gördüm, yine ağlarken yakalamışlar bunu. şaşırdık mı? tabii ki hayır! kadın bildiğin ağlamayı meslek edinmiş, kadrolu hüzün memuru gibi takılıyo. paparazzi fotoğrafı çekiyo, bu yine bir benzinliğin arkasında, üstünde 1950'lerden kalma gelinlik, elinde sigara, gözyaşları süzülüyo... kim bilir hangi şarkısına klip çekiyo benzinlikte...

gitsem yanına, elimi belime koyup bacım kalk bir yüzünü yıka, gel sana bi su alalım su iç kendine gel diye bağırsam yüzüme bile bakmaz. yine o uykulu, baygın gözleriyle boşluğa bakar, arkadan bir ağır keman girmesini bekler hüzünlenmek için.
2 0 midi klavye #114008
testo taylan videolarındaki dogme 95 estetiği
ne zaman testo taylan videosu izlemeye kalksam gözüme ilk çarpan şey bu oluyor... kameramanı ya da kameramanları her kimse direkt dogme 95 manifestosunu ezbere bilen ve videoları lars von trier yönetiyormuş gibi çeken tipler.

elde taşınan ve sürekli deprem oluyormuşçasına sallanan kamera, pazar günü banyo yaptıktan sonra iç karartmak için yakılan sarı ışık, rüzgardan ve nefes sesinden patlayan ham sesler... bunları görmeye bayılıyorum videolarında. ekstra bir yapay ışık-ışıklandırma da yok... başlangıçtaki saçma intro dışında ortamda müzik yoksa ekstradan bir şeyler çalmıyor... herhangi bir jenerik yok... en güzel şey kesinlikle mekan ne sunuyorsa o çekiliyor, ekstradan bir şey yok...

kurgusal bir yapaylık zaten yok. adam geçen gün kapalı televizyon ekranına zoom atıp oradaki karartıdan diğer sahneye geçti...

kameraman gizli dogme 95 hayranı ya da türkiye şartları adamı farkında olmadan sinema tarihinin en radikal yönetmenine dönüştürdü, ortası yok...
1 0 midi klavye #114002
metal müziği kurtarmak
metal müzik şu an yoğurt kabında çimlenen fasulye gibi bi şey... hani bi umut büyüsün diye bekliyorum ama çıkan tek şey cansız, ruhsuz, soluk bi yeşillik.

açtım son beş yılda neler var diye listelere göz gezdirdim, architects, bad omens, bring me the horizon, sleep token... abi bu grupların arasında gojira gibi vasat grup bile parlıyo öyle bir şey... metal müzik ölmüş de yerine stadyumda herkes telefonunun ışığını yaksın da beraber ooo yapalım diyen kaslı amcalar gelmiş, şaka gibi. eskiden "ya tamam iyi hoş da biraz fazla tekrara biniyo bunlar..." diye burun kıvırdığımız gruplar, bu yeni nesil fönlü ve protein tozlu amcaların yanında bildiğin pantera, bildiğin slayer... dinlerken millet ağlıyo gerçek medıl diye...

benim müdahale paketim açık. bir albümün prodüksiyonu ameliyathane kadar steril olamaz. o amfiden cızırtı gelecek, o davulcu ara sıra miksajı patlatacak lan! bilgisayarla sıfırlanmış dijital sesleri toplayıp çöpe atıyoruz... ayrıca maske takıp arkada pop melodisi üzerine böğüren grupların lisansını iptal ediyorum.

sahneye çıkacak gruplara protein tozu ve fön makinesi kotası getiriyorum. gitarist dediğin adam/kadın biraz uykusuz görünür, üstüne amfi tozu sinmiştir, gözünün altında morluk vardır. fitnesstan yeni çıkmış gibi sahneye girip bize hayatın karanlık yüzü edebiyatı satamazsınız...

arkadaşlar, gitarın tellerini dudak gevşekliğine getirip öbölö öbölö yapar gibi tek parmakla ritim tutma devri bitti... en azından bi solo atacak kıvama gelmeli bunlar... 0-0-0-0-0- bi yere kadar... ayrıca o sahnelerdeki laptop kulübeleri de kapatılacak.
1 0 midi klavye #114000
ezildikçe arthouse sinemaya sığınan letterboxd zorbası
dışarıda, işte veya sokakta sıfır özgül ağırlığı olan, kimsenin ciddiye alamadığı bu insan tiplemesi belki de evrenin en sinsi, en sünepe ve kesinlikle yok edilmesi gereken kitlenin başında geliyor. bu insanlar ezildikçe hırsını internette insanların izlediği filmlerden çıkaran kompleks abidesi tipleye dönüşüyorlar...

adım adım size bu süreci ve nasıl başa çıkmamız gerektiğini anlatacağım.

öncelikle şunun farkında olun, bu zorbalar gün içerisinde market sırasını kaptırdığı an sesini çıkarmaz, arkadaş ortamında, okulda, işinde daima zorbalanır... aslında istemeden de olsa bizim sayemizde doğuyor bu insanlar... bu neticede sokak ve gerçek hayatla teması sıfıra kadar iniyor, her şeyi kafalarında yaşadıkları için bir şekilde içlerindeki zehri dışarıya kusmaları gerekiyor...

işten, okuldan, her nerelerdeyse bir an önce evine gelmeye can atan bu zorbalar pc başına oturmadan önce derin bir nefes alıp yönetmenin bile unuttuğu filmleri araştırmaya başlarlar... binbir güçlükle bulabildiği siyah-beyaz ve diyalogsuz gürcü sineması onun için bir sanat sevgisi değil, kesinlikle diğer insanlara karşı üstünlük kuracağını düşündüğü bir materyal, bir oyuncak, bir silahtır...

filmin 15. dakikasında sıkıntıdan horul horul uyusa da uyanır uyanmaz mutlaka önce çişe gider, hemen ardından letterboxd'a girer... letterboxd dili ve edebiyatı dersinden aklında kalmış 3-5 terimi alakasız biçimde mutlaka yorum olarak yazmak zorundadır... ontolojik baskılar, kamera açıları, kapitalizmin yüzeysel anlatılar... yabancılaşma falan diyerek sonlandırır yorumunu ve 1/5'lik avam kitlenin anlayamayacağını da mutlaka belirtir.

işte zorbalık burada başlar, arar, bulur, bir şekilde insanların izleyip sevdiği ama kendisinin alay edeceği o filmler için manifesto hazırlar... ''kurgu aşırı oryantalist, kamera kullanımı burjuva estetiğinin kölesi olmuş. ben genelde tayvan yeni dalga sinemasından şaşmıyorum...'' gibi sözlerle karşısında kim varsa zorbalayarak üstünlük kurmyaa çalışır... siz ona cevap vermeye çalıştıkça daha da sizi derine çekerek inanılmaz bir sinir krizi yaşatır, bu şekilde gün içerisinde yaşadığı ezikliği unutmayı amaçlar.

geldik bunlarla nasıl mücadele edeceğimize...

o 4 saatlik diyalogsuz filmi size nasıl bulduğunuzu sorduğu zaman ''sarmadı.'' deyin. unutmayın ki sarmadı lafı sinefillere tek atan bir kelimedir... daha fazla devam etmeye çalıştığı ilk an herhangi bir arthouse yönetmeni için ''hee şu tecavüzcü di mi?'' diye bi soru yöneltin. o yönetmenin asla böyle biri olmadığını açıklamaya çalıştığı süre boyunca daha da dibe dalacaktır, çıkamaz o çukurdan...

şayet ki sinirleriniz çelik gibiyse ve mücadele etmek istiyoranız siz de uzatın. ''kanka ben de çiğköfte dürüm yerken uzaklara dalıyorum, acaba beni de mi antonioni yönetiyo?'' diyerek olayı çiğköfte seviyesine çekin... bırakın o rahatsız olsun.
2 0 midi klavye #113998
radiohead dinlerken utanmak
radiohead dinlediğim dönem iliklerime kadar yaşadığım şeydi bu... geceleri rüyalarımda insanlar radiohead dinlediğimi görüp gülüyo, alay ediyorlardı benimle...

evet radiohead dinlemek utanılacak bir şeydi o zamanlar... gerçi hala utanılacak bir şey... çünkü radiohead dinlemek başlı başına biraz kendini fazla ciddiye alma faaliyetiydi yurdum insanı için... adamlar gitar, bir davul, bir tane depresif vokal kaydı yapmış, radiohead fanları da oturup "bu albüm modern insanın yabancılaşmasını anlatıyor" diye üç saatlik iç monolog yaşayan insanlardı ama ne yapayım, ilk albümlerini çok seviyordum ben...

özellikle en çok dinlediğim zamanlar öyle bi noktaya gelmiştim ki, gündüzleri spotify geçmişimi temizliyo, geceleri de bilinçaltımda radiohead savunması yapıyordum... her an birisi radiohead dinlediğimi soracak ve ben panik içinde ''hayır, araya karışmış şarkılar var, allah çarpsın dinlemiyorum...'' diyerek karşı çıkacak gibi hazırlıyordum kendimi...

otobüste, sokakta, herhangi bir yerde radiohead dinlerken thom yorke'ün sesini duyduğum anda içimden ikinci bir kişilik çıkıp "kapat şunu kızım biri görür" diye korkutuyordu beni...
1 0 midi klavye #113996