olum radyo kendi kendine otomatik açılıyormuş, bir anda ses duyunca evde biri var sandım altıma sıçtım böyle yapmayın ya
midi klavye
usta yazar (201)
ikinci nesil radyocu
“anti radiohead - anti depeche mode - anti the smiths - anti dua lipa - anti david lynch - anti antakya usulü tavuk döner”
201 entry ·
12 takipçi ·
12 takip
ekim 2026 ·
şaka yapmıyorum, bunu isterseniz tehdit olarak algılayabilirsiniz, en başında bu konuda anlaşalım. jennie olun, rose olun, ne bileyim gidin lisacılık oynayın ama jisoo benim.
bacıkmak eyleminin icra edildiği, akıl almaktan ziyade aslında içten içe verilmiş bir karara onay mühürletme ve vicdan rahatlatma mercidir.
ilişki krizlerinden kıyafet seçimlerine, gece yarısı aniden gelen "ayrılmalı mıyım" triplerinden hayatın en saçma ikilemlerine kadar her şey bu konseyde görüşülmeli... masada tarafsızlık asla olmamalı; "zaten haklısın bacım" demek ve o an duyulmak istenen cümleyi kurmak temel kanundur.
bacılar konseyinin 10 kuralı:
1: ilişki tahlilinde tarafsızlık yalan, "zaten haklısın" demek kanundur. karşı taraf ne kadar haklı olursa olsun, ilk 5 saniyede "ay o kim ki sana bunu yapıyor" denilecektir.
2: "ayrıl" denildiğinde asla ayrılınmayacak, "barış" denildiğinde ise sorgusuz sualsiz küsülmeye devam edilecektir. konseyin kararları bağlayıcıdır fakat uygulaması tamamen keyfidir.
3: ortak düşman ilan edilen kişiye karşı sevecenlik gösterilemez. konseyin aforoz ettiği şahısla sonradan kanka olunması durumunda yüksek divana sevk edilir.
4: dedikodunun hızı ışık hızını aşacak, dışarı sızdırılan her bilgi müebbet konsey yasağıyla cezalandırılacaktır. masada konuşulan masada kalır.
5: "aslında iyi adam/kadın ama..." ile başlayan cümleler sekteye uğratılacak, cümlenin sonu mutlaka toksik bir drama bağlanacaktır.
6: günün sonunda ne karar verilirse verilsin, "zaten içimden bir ses böyle diyordu" diyerek tüm sorumluluk konseyin üzerine yıkılacaktır.
7: "ben artık pes ettim, kim ne halı varsa görsün" dedikten sonraki ilk 10 dakikada yeni bir stalk turuna çıkılması gelenektendir. sözün hükmü çabuk düşer.
8: karşı tarafın attığı mesaja verilecek "görüldü" süresi konsey tarafından saniyesi saniyesine hesaplanacaktır. hemen cevap vermek zaaf, çok bekletmek stratejik suçtur.
9: olası bir konsey içi kavgada "neyse ya, en azından iyi eğlendik" diyerek her şeye yeniden başlanacaktır. konsey asla kapanmaz, sadece nöbet değiştirir.
10: ve en önemlisi kriz anında tüketilen fast-food veya tatlı miktarı, çekilen üzüntü miktarının logaritmik türevidir. kalori hesabı o an evrensel olarak yasaklanır.
ilişki krizlerinden kıyafet seçimlerine, gece yarısı aniden gelen "ayrılmalı mıyım" triplerinden hayatın en saçma ikilemlerine kadar her şey bu konseyde görüşülmeli... masada tarafsızlık asla olmamalı; "zaten haklısın bacım" demek ve o an duyulmak istenen cümleyi kurmak temel kanundur.
bacılar konseyinin 10 kuralı:
1: ilişki tahlilinde tarafsızlık yalan, "zaten haklısın" demek kanundur. karşı taraf ne kadar haklı olursa olsun, ilk 5 saniyede "ay o kim ki sana bunu yapıyor" denilecektir.
2: "ayrıl" denildiğinde asla ayrılınmayacak, "barış" denildiğinde ise sorgusuz sualsiz küsülmeye devam edilecektir. konseyin kararları bağlayıcıdır fakat uygulaması tamamen keyfidir.
3: ortak düşman ilan edilen kişiye karşı sevecenlik gösterilemez. konseyin aforoz ettiği şahısla sonradan kanka olunması durumunda yüksek divana sevk edilir.
4: dedikodunun hızı ışık hızını aşacak, dışarı sızdırılan her bilgi müebbet konsey yasağıyla cezalandırılacaktır. masada konuşulan masada kalır.
5: "aslında iyi adam/kadın ama..." ile başlayan cümleler sekteye uğratılacak, cümlenin sonu mutlaka toksik bir drama bağlanacaktır.
6: günün sonunda ne karar verilirse verilsin, "zaten içimden bir ses böyle diyordu" diyerek tüm sorumluluk konseyin üzerine yıkılacaktır.
7: "ben artık pes ettim, kim ne halı varsa görsün" dedikten sonraki ilk 10 dakikada yeni bir stalk turuna çıkılması gelenektendir. sözün hükmü çabuk düşer.
8: karşı tarafın attığı mesaja verilecek "görüldü" süresi konsey tarafından saniyesi saniyesine hesaplanacaktır. hemen cevap vermek zaaf, çok bekletmek stratejik suçtur.
9: olası bir konsey içi kavgada "neyse ya, en azından iyi eğlendik" diyerek her şeye yeniden başlanacaktır. konsey asla kapanmaz, sadece nöbet değiştirir.
10: ve en önemlisi kriz anında tüketilen fast-food veya tatlı miktarı, çekilen üzüntü miktarının logaritmik türevidir. kalori hesabı o an evrensel olarak yasaklanır.
bence olayı tam anlamadık gibi geliyo, herhangi bir sözlüğü ya da mod/kurucu tayfasını savunmak değil amacım, sadece başlık ile reklam yapılmasını doğru bulmadığını söylemiş, yani özel mesajdan başkalarını davet etme kısmıyla alakalı bir şey dememiş, demez de bence.
yani olay şuna benziyo biraz, ''midisözlük'' diye bi sözlük kuruyorum ben, insanları özelden çağırsam eminim ki buradaki hiçbir moderatör bana ''la amk karısı sen napıyosun?'' diyerek çıkışmaz midisozluk başlıgına midisozluk'ün linkini atıp oraya geçelim tarzı entry girersem ve bunu izin almadan yaparsam ayıp olur biraz.
yani olay şuna benziyo biraz, ''midisözlük'' diye bi sözlük kuruyorum ben, insanları özelden çağırsam eminim ki buradaki hiçbir moderatör bana ''la amk karısı sen napıyosun?'' diyerek çıkışmaz midisozluk başlıgına midisozluk'ün linkini atıp oraya geçelim tarzı entry girersem ve bunu izin almadan yaparsam ayıp olur biraz.
murat boz ve cemre demirel'i görünce yüzümü ekşittim bence de kıyaslamayalım kimseyle hocam tadımız kaçmasın
en sevdiğim radiohead albümü bu. tüm diskografisini dinledim, benim için en iyisi bu... evet arkadaşım, ok computer, bends, kid a gibi albümler arasından seçiyorum itirazın vmı var? kes sesini lan.
joachim trier bu türün önemli isimlerinden biri mesela... hiç sevmem... adamın sinemasında karakterlerin hayatına dışarıdan bakınca bu lavukların ne derdi var diye sorduruyo, film ilerledikçe karakterin oldukça sofistike dertleri olduğu ortaya çıkıyo.. burjuva draması...
Şşş dur dur çin prensesi gibi içlerine sızıp içeriden çökerticez açık olmayalım.
Allahtan adamın online olmadığı zamanda kaybolmuşum...
Önce allah sonra siz korumuşsunuz beni...
Buraya vs atmak istediğiniz, ağzını burnunu kırmak istediğiniz yazarları yazabilirsiniz.
Ben... ben üzgünüm özür dilerim... Alışmış kudurmuştan beterdir derler, alıştım... Nick altı savaşlarına, ittifakta yer değiştirenlere bilenmeye, gece 3'te pasif agresif saldırıp sabah entry silenlere alıştım ne yapayım...
Hayır var kaynak tiktok
Gördüğüm kadarıyla sözlüğün kurucu/admin tayfası ilk ittifak. Bunlar minimum on yıllık tanıdık oldukları için ne olursa olsun birbirlerini koruyacak ve kollayacaklardır. Dahası da mod tayfa oldukları için güç şu an onların ellerinde.
Başka sözlükten gelen tayfa var o da ikinci ittifak ama gelen herkes birbirini sevmiyor. Bu tayfa minimum üçe bölünüyor, hayatta kalma şansı yok denecek kadar az ama çin prensesi taktiği var ellerinde, bütün güzel kızlar bu tayfada güçlü kısım orası. Eğer ilk ittifak bu kızları birbirine düşünmeyi başarırsa savaş başlamadan biter.
Üçüncü ittifak yolda, büyük ihtimalle zamanla yeni gelenler tarafından kurulacak. Kendi mizah ve samimiyet dillerini oluşturacakları için zamanla sözlükteki en güçlü ittifak olabilirler, tek şanssızlıkları ilk iki ittifakın savaşa girdiği ana denk gelmeleri olur... çünkü bol silik yiyen yazar görürse sinerler.
Başka sözlükten gelen tayfa var o da ikinci ittifak ama gelen herkes birbirini sevmiyor. Bu tayfa minimum üçe bölünüyor, hayatta kalma şansı yok denecek kadar az ama çin prensesi taktiği var ellerinde, bütün güzel kızlar bu tayfada güçlü kısım orası. Eğer ilk ittifak bu kızları birbirine düşünmeyi başarırsa savaş başlamadan biter.
Üçüncü ittifak yolda, büyük ihtimalle zamanla yeni gelenler tarafından kurulacak. Kendi mizah ve samimiyet dillerini oluşturacakları için zamanla sözlükteki en güçlü ittifak olabilirler, tek şanssızlıkları ilk iki ittifakın savaşa girdiği ana denk gelmeleri olur... çünkü bol silik yiyen yazar görürse sinerler.
Hocam her hoca öğrencisinin yükselmesini ister eminim ki gurur duyuyorsun benimle
evet arkadaşlar, ben resmi olarak ekonovich hocamın öğrencisiyim... seçmeli ders olarak iki seçeneğim vardı, ya izlanda sinemasında zaman, mekan ve gay karakterlerin 17 dakika boyunca hiçbir şey söylememesi üzerine kurgu dersini alacaktım ya da ekonovich abimden uygulamalı kaos ve sözlük içi kriz yönetimi dersini... her vizyoner insanın yapacağını yaptım, ikincisini seçtim...
hocamız sınıfa gelir gelmez direkt olarak tahtaya şunu yazarak başladı: “amacımız sadece kaosu yaratmak değil, yaratılan kaosun kendi kendine büyümesini de sağlayacak mimariye erişmesi....”
özellikle ekonovich hocam müthiş bi müfredat oluşturmuş... ilk olarak sözlük içerisindeki olası ittifak ve yer bulma çabaları kısmıyla başladık, bu kısımlar biraz sıkıcı geçti aslında ama inanın çok öğretici oldu benim için...
daha sonra bir tartışmanın içine girmeden tartışmanın merkezine yerleşme tekniklerini işledik. bu ders benim için dönüm noktası oldu... çünkü insanın kavga etmeden de olayların ortasında kalabileceğini öğrendim... hatta hocam bize uygulamalı olarak gösterdi. derste hiçbir şey söylemedi, sadece bi anket açtı ama ders bitiminde sınıftaki herkes birbirine düştü...
sonraki hafta kaos çıktıktan sonra sorumluluk almadan ortamı gözlemleme konusuna geçtik. bu derste hocamız özellikle asla ilk tepkiyi veren olmamamızı önerdi...
şimdilerde kaos çıkarmanın en etkili yöntemlerini işliyoruz, gelecek hafta da konu olarak kaosun ortasında masum görünme ve olaylardan habersizmiş gibi davranma tekniklerini işleyeceğiz... bunlardan çok yüksek not alacağımı inanıyorum..
arada öyle şeyler söylüyo ki direkt not alıyorum... hatta özlü sözlerini paylaşayım sizinle altını
çizmişim çünkü...
mesela demiş ki, “sözlükte en tehlikeli insan en çok konuşan değil, konuşması için doğru anı bekleyendir... bu insanları asla karşınıza almayın...''
sonra diğer bi sözü de: ''bir anket açtığınızda artık sorumluluk sizin değil, seçeneklerindir...''
ama benim favorim şu dostlar: ''sözlükte herkesin birbirini yanlış anlaması için yeterince malzeme vardır, ekstra üretip düşünmek yerine enerjinizi keşfetmeye kullanın...''
hocamız sınıfa gelir gelmez direkt olarak tahtaya şunu yazarak başladı: “amacımız sadece kaosu yaratmak değil, yaratılan kaosun kendi kendine büyümesini de sağlayacak mimariye erişmesi....”
özellikle ekonovich hocam müthiş bi müfredat oluşturmuş... ilk olarak sözlük içerisindeki olası ittifak ve yer bulma çabaları kısmıyla başladık, bu kısımlar biraz sıkıcı geçti aslında ama inanın çok öğretici oldu benim için...
daha sonra bir tartışmanın içine girmeden tartışmanın merkezine yerleşme tekniklerini işledik. bu ders benim için dönüm noktası oldu... çünkü insanın kavga etmeden de olayların ortasında kalabileceğini öğrendim... hatta hocam bize uygulamalı olarak gösterdi. derste hiçbir şey söylemedi, sadece bi anket açtı ama ders bitiminde sınıftaki herkes birbirine düştü...
sonraki hafta kaos çıktıktan sonra sorumluluk almadan ortamı gözlemleme konusuna geçtik. bu derste hocamız özellikle asla ilk tepkiyi veren olmamamızı önerdi...
şimdilerde kaos çıkarmanın en etkili yöntemlerini işliyoruz, gelecek hafta da konu olarak kaosun ortasında masum görünme ve olaylardan habersizmiş gibi davranma tekniklerini işleyeceğiz... bunlardan çok yüksek not alacağımı inanıyorum..
arada öyle şeyler söylüyo ki direkt not alıyorum... hatta özlü sözlerini paylaşayım sizinle altını
çizmişim çünkü...
mesela demiş ki, “sözlükte en tehlikeli insan en çok konuşan değil, konuşması için doğru anı bekleyendir... bu insanları asla karşınıza almayın...''
sonra diğer bi sözü de: ''bir anket açtığınızda artık sorumluluk sizin değil, seçeneklerindir...''
ama benim favorim şu dostlar: ''sözlükte herkesin birbirini yanlış anlaması için yeterince malzeme vardır, ekstra üretip düşünmek yerine enerjinizi keşfetmeye kullanın...''
Ahahajsksjsksks evet.
Ateş etsen bile mermi işlemiyomuş kaslarından, hatta eğer 1 sene daha dayansaymış kasları yüzünden ölümsüz olacakmış...
Rüyamda bi yere gelin gidiyorum ama nereye gittiğimi hiç bilmiyorum, damat kim onu da bilmiyorum... megadeth falan çalıyo, akrabalarım dans ediyo?! sonra bi ara baktım damat geliyo dediler herkes alkışlamaya başladı, gözlerimi kıstım göreyim kiminle evleniyorum diye, bi baktım karşımda mario casas var, adamın koluna da ne alakaysa mehmet ali erbil girmiş aq... mario'yu görünce nasıl bağırıyorum görmeniz lazım, sonra kendi bağırmama uyandım.
Okan buruk'un askeri ve divasal başlıkları...
Şöyle bişi olmamıştır inşBaşka bi yazar araya kaynamış oluyo, ben mesela sevmediğim birine "bir türlü sevemedim bunu..." diye yazmaya başladığım an bacılarımdan biri araya kaynayacak ve olay ona patlayacak diye aşırı geriliyorum.
Daha da kötüsü "orospu evladı hehehe hoşgelmiş." diyerek samimi arkadaşıyla konuşan adamların arasına kaynarsam diye aşırı korku giriyo içime... Korkudan başlığa bile tıklayamıyorum üst yazar fobisi başladı bende.
Daha da kötüsü "orospu evladı hehehe hoşgelmiş." diyerek samimi arkadaşıyla konuşan adamların arasına kaynarsam diye aşırı korku giriyo içime... Korkudan başlığa bile tıklayamıyorum üst yazar fobisi başladı bende.
OHA GELDİ Mİ! GELDİ Mİ! OHAAA! GELDİ O MU? AĞLAYACAĞIM ŞU AN EKO ABİ HOŞ GELDİN ABİ! ABİ ABİ ABİ AAĞAAĞAĞAĞAĞA AAAAAHAQAA AAHEUH
patti smith... kadında hem sokak kavgasına beş dakika içinde girebilecek mahalle ablası rahatlığı hem de o kavgadan sonra eve gidip rimbaud üzerine kırk sayfalık bir deneme yazabilecek bir entelektüel boş insan kumaşı var... şarkı sözlerine bakınca anlıyorsun ki kimsenin açıkça dile getiremediği bütün sırları biliyo bu kadın... istese müzik camiasında rahmetli lou reed'in mezarını mermi yağmuruna tutturur, iggy pop'u pezevenklerin eline düşürebilir... korkuyorum ondan...
ikincisi ise taylor swift... canı sıkıldıkça bu kadar çok şarkı yazabilmesi, sırf şarkı yazmak adına kendini terk ettirmesi, her fotoğrafında yüzündeki o sinsi gülümseme... allah korusun, allah korusun, allah kendisinden tüm yakınlarımı korusun.
üçüncüsü ise üçüncüsü ise damon albarn... bakın bu adam müzik piyasasının en sinsi, en tekinsiz figürüdür... yaptığı işleri çok severim, blur'u çok başarılı buluyorum, gorillaz zaten müthiş... yine de kendisine asla güvenmiyorum... canı sıkıldıkça gidip çin operası yazıyo, afrika'da kabile müziği topluyo falan... ne yaptığını kimse bilmiyo ama herkes çok korkuyo, sanki bütün müzik camiasını yok edebilecek bir şeyler biliyo da söylemiyo gibi.
ikincisi ise taylor swift... canı sıkıldıkça bu kadar çok şarkı yazabilmesi, sırf şarkı yazmak adına kendini terk ettirmesi, her fotoğrafında yüzündeki o sinsi gülümseme... allah korusun, allah korusun, allah kendisinden tüm yakınlarımı korusun.
üçüncüsü ise üçüncüsü ise damon albarn... bakın bu adam müzik piyasasının en sinsi, en tekinsiz figürüdür... yaptığı işleri çok severim, blur'u çok başarılı buluyorum, gorillaz zaten müthiş... yine de kendisine asla güvenmiyorum... canı sıkıldıkça gidip çin operası yazıyo, afrika'da kabile müziği topluyo falan... ne yaptığını kimse bilmiyo ama herkes çok korkuyo, sanki bütün müzik camiasını yok edebilecek bir şeyler biliyo da söylemiyo gibi.
daha dur, diğer sözlükteki asıl sıkıntılı kısım gelmeye başlayacak buraya. sözlük en az 3'e bölünecek, yugoslavya'nın dağılmasına benzer bir ortam olacak işte seni o zaman göreceğim. benim gibi altın elmayı ortama sallayıp birbirlerini öldürmelerini mi izleyeceksin yoksa direkt cephede görev alıp kendini mi hırpalayacaksın? zaman gösterecek areo hocam.
bej kazak aldım, cam pipet aldım, kahveyi kulplu kupada içmeye başladım. hatta bi ara masaya limon koydum estetik dursun diye. iki gün sonra sinek geldi... dekorasyon kariyerim orada sona erdi... sabah güneşini almak için perdeyi açıyorum, bir film sahnesi gibi gözükeceğini düşünüyorum ama karşı apartmandaki teyzeyle aynı anda birbirimize bakıyoruz. kadın da rahatsız, ben de rahatsızım...
onlar battaniyenin altında kitap okuyarak kahve içiyo, ben ikinci yudumda "dolapta kalan çiğköfteyi şimdi mi yesem, birazdan mı yesem?" diye strateji kuruyorum... dolaptaki yarım limonla kavga ediyorum... üç dakika sonra youtube'dan 8 saatlik kafe ambiyansı açıp yanında çiğköfte yiyorum, algoritma bile ne yapmaya çalıştığımı çözemiyo...
bunların evinde dağınıklık olmuyo... hayatım boyunca bunu çözemedim. benim evde tişörtleri koltuğun üstüne bırakıyorum, iki saat sonra tişörtleri kendi kendine üreyerek çoğalıyolar... koltukta altı tişört, bir çorap, kablosu kayıp bir şarj aleti ve nereden geldiğini bilmediğim poşet duruyo... poşetin içinden elektronik aletlerin garantileri çıkıyo...
bi de bu pinterest kızlarının çok güzel panoları var... ben estetik pinterest panoları dizeyim derken bir anda pinterestten çıkarak youtube'a girişimle kendimi tuhaf mutfak aletleri ve koli bandıyla tamir videoları izlenen bir döngüye hapsetttiğim oldu... daha da kötüsü yine pinterest fotoğraflarında gezinirken canım sıkıldı ve kendimi hasır ipten abajur yapan hırslı ev hanımları maratonunun ortasında buldum...
ne yaparsam yapayım olmuyo, bir türlü pinterest kızına dönüşemiyorum.
onlar battaniyenin altında kitap okuyarak kahve içiyo, ben ikinci yudumda "dolapta kalan çiğköfteyi şimdi mi yesem, birazdan mı yesem?" diye strateji kuruyorum... dolaptaki yarım limonla kavga ediyorum... üç dakika sonra youtube'dan 8 saatlik kafe ambiyansı açıp yanında çiğköfte yiyorum, algoritma bile ne yapmaya çalıştığımı çözemiyo...
bunların evinde dağınıklık olmuyo... hayatım boyunca bunu çözemedim. benim evde tişörtleri koltuğun üstüne bırakıyorum, iki saat sonra tişörtleri kendi kendine üreyerek çoğalıyolar... koltukta altı tişört, bir çorap, kablosu kayıp bir şarj aleti ve nereden geldiğini bilmediğim poşet duruyo... poşetin içinden elektronik aletlerin garantileri çıkıyo...
bi de bu pinterest kızlarının çok güzel panoları var... ben estetik pinterest panoları dizeyim derken bir anda pinterestten çıkarak youtube'a girişimle kendimi tuhaf mutfak aletleri ve koli bandıyla tamir videoları izlenen bir döngüye hapsetttiğim oldu... daha da kötüsü yine pinterest fotoğraflarında gezinirken canım sıkıldı ve kendimi hasır ipten abajur yapan hırslı ev hanımları maratonunun ortasında buldum...
ne yaparsam yapayım olmuyo, bir türlü pinterest kızına dönüşemiyorum.
kimimiz 5 yıl önce yazdığı, şimdilerde kapanmış butik sözlüğü hatırlayıp oradaki yazarlarla tekrar yazmak istiyor, kimimiz yıllaar yıllar önce kendisine en çok yakın hissettiği mizahı sergilemiş, şimdilerde evli, muhtemelen mutsuz ve çocuklu yazarlarla tekrar yazmak istiyor...
ben ekonovich diyorum... kendisi muhtemelen bizi başka evrenlerden izliyor, belki de bize gülümsüyor... keşke burada olsaydı...
ben ekonovich diyorum... kendisi muhtemelen bizi başka evrenlerden izliyor, belki de bize gülümsüyor... keşke burada olsaydı...
türk punk'ının son yıllarda geçirdiği en büyük değişim müzikal değil, ekonomik.
punk dediğin şey biraz parasızlık, biraz öfke, biraz da hayatın bize kim olduğumuzu sorması değil mi abi? şimdi olası punk konserinde sahne alan gençlerin ayakkabıları benim evin bir aylık kirası aq... en güzeli de bu çocukların sisteme karşı çıarken sistem tarafından son derece güzel yetiştirilmiş olmaları. özel okullar, yurtdışı tatilleri, aileden gelen araba, özel ünilerde rahat kazanılan bölümler falan... yemin ederim babası pilot olan punk müzisyeni tanıyorum ben... uçak kazaları hakkında tezini okumuşluğum var yani adamın...
bu çocukların burjuvazi eleştirisini dinleyelim istiyoruz ama onu da pek beceremiyolar ki... yani özellikle türk punk'ında underground kavramı bile değişti. artık underground olmak bodrum katta çalıp az insanın dinlemesi değil, aile ile yurtdışı tatiline çıkmayıp yazlıkta prova almak falan oluyo... çocuk anlatıyo ''yha kanka yeni albümü urla'da yazlıkta kaydediyoruz bizim rezillik...'' falan diyo bana...
gerçi türk punk müziğinde sistem eleştirisi biteli çok oluyo... bir de bu çocukların sisteme karşı çıkarken kullandıkları kelimeler inanılmaz güvenli. “kapitalizm”, “tüketim toplumu”, “yabancılaşma” falan... instagramlarına bakınca prag hikayeleri falan çıkıyo karşına...
sloganlar da no future falan değil bu arada, ''ailem zengin, geleceğim parlak.''
punk dediğin şey biraz parasızlık, biraz öfke, biraz da hayatın bize kim olduğumuzu sorması değil mi abi? şimdi olası punk konserinde sahne alan gençlerin ayakkabıları benim evin bir aylık kirası aq... en güzeli de bu çocukların sisteme karşı çıarken sistem tarafından son derece güzel yetiştirilmiş olmaları. özel okullar, yurtdışı tatilleri, aileden gelen araba, özel ünilerde rahat kazanılan bölümler falan... yemin ederim babası pilot olan punk müzisyeni tanıyorum ben... uçak kazaları hakkında tezini okumuşluğum var yani adamın...
bu çocukların burjuvazi eleştirisini dinleyelim istiyoruz ama onu da pek beceremiyolar ki... yani özellikle türk punk'ında underground kavramı bile değişti. artık underground olmak bodrum katta çalıp az insanın dinlemesi değil, aile ile yurtdışı tatiline çıkmayıp yazlıkta prova almak falan oluyo... çocuk anlatıyo ''yha kanka yeni albümü urla'da yazlıkta kaydediyoruz bizim rezillik...'' falan diyo bana...
gerçi türk punk müziğinde sistem eleştirisi biteli çok oluyo... bir de bu çocukların sisteme karşı çıkarken kullandıkları kelimeler inanılmaz güvenli. “kapitalizm”, “tüketim toplumu”, “yabancılaşma” falan... instagramlarına bakınca prag hikayeleri falan çıkıyo karşına...
sloganlar da no future falan değil bu arada, ''ailem zengin, geleceğim parlak.''
zaten komiksiniz ya da komik değilsiniz demedim aşkolar sakin dövmeyin beni, komik olmak için de orada değilsiniz ortamın olayı o zaten, arkaya sitcom gülme efekti lütfen, lütfen, lütfen.
bu şarkıyı 2012'de ilk kez dinlediğim günden beri kendisine aşkım hiç bitmedi... 2012'den beri neredeyse her gece bir kez açıp dinleyip öyle uyuyorum, bu şarkıyı çok fazla seviyorum...
ilk beşimi sıralamak istiyorum ama öncesinde şunu söylemeliyim, thea von harbou ve fritz lang eğer ayrılmamış olsaydı ve naziler yükselen alman sinemasının ağzına sıçmasaydı bu liste bambaşka bir şey olurdu... leni riefenstahl falan ortalığı dağıtırdı gibi... neyse.
ilk sıramda wim wenders var.
ikinci sıramda werner herzog yer alıyo.
üçüncü sıram agnes varda halama emanet.
dörtte eric rohmer var.
beşinci sıra isao yamada'ya rezerve...
ilk sıramda wim wenders var.
ikinci sıramda werner herzog yer alıyo.
üçüncü sıram agnes varda halama emanet.
dörtte eric rohmer var.
beşinci sıra isao yamada'ya rezerve...
olum susun lan tool çalıyo amk
fenerbahçe allah gerginliği ahasuhasıudhasuıh
unsere mutter unsere vater ilk sıramda. the lost room kinci sıramda, üçte de chernobyl var... 11.22.63 fena değildi ama romanının yanında çok sönük...
güncel siyaset yapanların hiçbirinde yoktur o göt.
manchester by the sea.
gerçekten köyde yaşamak isteyen bir insanı yağmurlu bi günde köye götürmek lazım... her yer çamur içinde kalıyo sokakla falan, benim gibi ılık götünüz varsa içinizi ucuz sarı ampul melankolisi kaplıyo... psikolojisi bozuluyo insanın her yer çamurlu böyle...
insan ister istemez üzülüyo bu duruma... çünkü grubun kötüleştiğinden değil, artık bizim olmaktan çıktığından yani... eskiden birine bir grubu söylediğimde “kim o?” diye sorunca anlatması ve dinletmesi çok keyifliydi... şimdi herkes biliyo... tame impala'nın ilk 2 dönemi, phantogram...
artık birine önerirken eskisi kadar hevesli değilim. çünkü biliyorum ki benden önce keşfetmiş olma ihtimali var. spotify ya da türevlerinin insanın elinden aldığı şey müzik değil, keşfetmiş olmanın verdiği o küçük üstünlük duygusu...
artık birine önerirken eskisi kadar hevesli değilim. çünkü biliyorum ki benden önce keşfetmiş olma ihtimali var. spotify ya da türevlerinin insanın elinden aldığı şey müzik değil, keşfetmiş olmanın verdiği o küçük üstünlük duygusu...
ayrıldıktan sonra herifin instagramına bakmak artık çok demode geliyo bana.
ben linkedin'den bakıyorum.
çünkü lavuğun yeni sevgilisi var mı kısmını geçeli çok oldu. benim merak ettiğim şey, terfi aldı mı? hala aynı şirkette mi sürünüyo? hayal kırıklığını çalıştığı pozisyona göre kurcalıyorum. Hele bi de premium rozeti falan almışsa hafif sinir oluyorum. neyin özgüveni bu diyerek sinir krizleri geçirdiğim oluyo...
linkedinde adamın biri olmuşum mesela adım remzi. insan kaynaklarında çalışıyorum. beş yıldır dijital dönüşüm projeleri yürütüyorum. sektörün nabzını tutuyorum... o da büyük ihtimalle remzi kariyerimi yakından takip ediyo diye düşünüyo. arada sırada profiline girip çıkıyorum ki algoritma şüphelenmesin. remzi'nin de bir ağırlığı var sonuçta...
benim psikolojim düzelmez belki ama remzi'nin kariyerini asla riske atamam. bazen inandırıcı olsun diye rastgele muhasebecilere, satış müdürlerine falan da bakıyorum. remzi'nin networking'i kuvvetli dursun.
ben linkedin'den bakıyorum.
çünkü lavuğun yeni sevgilisi var mı kısmını geçeli çok oldu. benim merak ettiğim şey, terfi aldı mı? hala aynı şirkette mi sürünüyo? hayal kırıklığını çalıştığı pozisyona göre kurcalıyorum. Hele bi de premium rozeti falan almışsa hafif sinir oluyorum. neyin özgüveni bu diyerek sinir krizleri geçirdiğim oluyo...
linkedinde adamın biri olmuşum mesela adım remzi. insan kaynaklarında çalışıyorum. beş yıldır dijital dönüşüm projeleri yürütüyorum. sektörün nabzını tutuyorum... o da büyük ihtimalle remzi kariyerimi yakından takip ediyo diye düşünüyo. arada sırada profiline girip çıkıyorum ki algoritma şüphelenmesin. remzi'nin de bir ağırlığı var sonuçta...
benim psikolojim düzelmez belki ama remzi'nin kariyerini asla riske atamam. bazen inandırıcı olsun diye rastgele muhasebecilere, satış müdürlerine falan da bakıyorum. remzi'nin networking'i kuvvetli dursun.
Hoş gelmiş canım bacım.