düşmanlarının üzerine koşarken arka fonda eye of the tiger şarkısı çalıyormuş gibi bir havası olan, hafif sinirli, aşırı özgüvenli ve kesinlikle saygıyı hak eden bir savaşcı.
onun dışında;
iyi yüzerler,
iyi tırmanırlar,
iyi kazarlar...
aslında tersten anlatması daha ergonomik belki de:
sadece uçamazlar.
isminin neden halen bir otomobil markası olmadığı düşündürücüdür.
çünkü bilimsel araştırmalara göre insan vücudunun en kirli noktası göbek deliğiymiş. en azından birkaç damla gül suyu dökün de mikroplarınızdan arının pislikler.
doğmuşum işte, hayatta kalmışım, bu yaşıma kadar gelmişim. öyle büyük hayallerim, hedeflerim falan yok. hayat kendi halinde akıyor. ben de karışmıyorum fazla. pilim bitene kadar ne kadar idare edersem o kadar. zorla bir şey yapmam, yapmak zorunda kalırsam da tadım kaçar. en büyük lüksüm bu. istemediğim şeyi yapmamak. onu koruduğum sürece keyfim yerinde. beklenti düşükse, sıkıntı da az olur. kafamı yormam, midem doysun, başımı sokacak yer olsun yeter. gerisi çok da sikimde değil afedersiniz.
ne kadar sikimsonik terimler lan bunlar. daha düne kadar anlamlarına dair en ufak bir fikrim bile yoktu, yeni öğrendim. isimleri bile rahatsız edici. bu davranışları sergileyen insanların bırakın başkalarına, kendisine dahi zerre saygısı olduğunu düşünmüyorum
bir parkın döküntü tuvaletinde, pisliğin ve leşliğin tam ortasında. ergen kafamız dur durak bilmedi. napalım abi, gençlik işte coşku tavan yaptı.
sonrasında aldatıldım. ama işte hayatın kancık oyunu. o kız, tuvalette hayaller kurduğumuz o kız, meğer kalbimi sokağa atıp üstüne basacakmış. bi süre sonra baktım, başka herifin kucağında kikir kikir gülüyo. resmen aldatıldım! tuvaletin paslı aynasında kendi salak suratımı izler gibi oldum. naparsın gençlik aşkı böyle, bi başlar alev alev, bi bakmışsın kül olmuş. zaten o boktan tuvaletten hayır gelmezdi amk.
vakti zamanında yaptım bunu. yemekten sonra kızcağız beni her yerden engelledi. halbuki niyetim sadece: "bundan sonra ömrümüz boyunca yediğimiz içtiğimiz ortak olsun" mesajını vermekti ama anlamadı. sağlık olsun.
street fighter evreninin klasik zengin ve yılışık züppe şablonunun vücut bulmuş hali. amerikalı'dır. ryu ile aynı hocanın öğrencisi olmalarına rağmen karakterleri taban tabana zıtttır.ryu sade, disiplinli, yolun yolcusu bir gezginken, bu tam bir playboy, sarı saç, kırmızı giysi, zengin aile, özel jet, güzel karı derdindedir. hatta hırsızlığı bile vardır. hocası gouken'ın kitabını çalıp teknikleri kendi başına geliştirmiştir. ama yine de o yılışık gülümsemesinin ardında ryu'nun saf dövüş ruhuna duyduğu derin kıskançlık ve hayranlığı gizleyemez. çünkü ne kadar özel jeti, ne kadar güzel kadını olursa olsun, gerçek gücün ancak disiplinle ve kendini yolda yakarak kazanılabileceğini çok iyi bilir.
hey gidi hey. ne diziydi bee. her gördüğü ekrana parmak atan yeni nesil bilmez. şu an hayatının baharını yaşayan, yaşlılığa doğru evrilen, evrildikçe devrilen y kuşağı ve x kuşağı iyi bilir.
game of thrones evreninde en sevdiğim karakterdir. biraz da kendime benzetirim onu. aile içinde bizim de dışlanmışlığımız, kendimizi ait hissetmediğimiz sofralarda sessizce oturmuşluğumuz vardır.
lakin insanın içi acıyor be arkadaş. kitaplarda on numara işlenmiş bir karakteri alıp dizide bu hale getirmek de ayrı bir mallık. kitaplarda jon ağır ağır büyür, hatalarıyla, vicdanıyla, gururuyla, verdiği kararların bedelleriyle adam olur. içindeki çocuğu öldürmeden olgunlaşmayı, sevilmeden de doğru bildiği yoldan yürümeyi öğrenir. onu özel kılan da budur zaten. kusursuz olması değil, bütün kusurlarına rağmen kendine yakışanı yapmaya çalışmasıdır.
dizide ne yaptılar? güzelim karakterin içine ettiler. yıllarca acı çekti, dışlandı, hor görüldü, binbir badire atlattı. ne kuzeye yaranabildi ne de güneye. onca yaşanmışlığın, onca mücadelenin sonunda eline kalan yine koca bir hiçlik oldu. bütün ömrünü bir yere ait olabilmek için harcayıp sonunda hiçbir yere ait olamadı.
demokrasiye, çok sesliliğe, ifade özgürlüğüne dair bu topraklardan çıkmış en güzel unsurlardan biriydi vakti zamanında.
şimdi ise; sosyolog ve psikologlar için tam bir çalışma sahası alanına dönüştü.
insanların birbirlerinden ne derece nefret ettiğini, türlü türlü hakaretlerin nasıl kolay edildiğini kolaylıkla görebilirsiniz. fikirlere tahammül yok. münazara yok. bitmek bilmeyen bir kaos var.
bu saatten sonra da dikiş tutacağını pek sanmıyorum. böyle kabul edip, daha da bozulmamasını temenni edeceğiz artık.
izlediğim en iyi bilim kurgu filmlerinden biri. ha bilim kurgu demişken sakın ışın kılıçları, görsel efektler, başka bedenlerde başka dünyalar ya da paralel evrenler anlaşılmasın bu filmle ilgili.
bu film bildiğin bir odada bir avuç insanın kendi aralarında yaptığı muhabbetten oluşan bir film.ama ne muhabbet !dinler,mitler ve daha birçok konu üzerine beyin egzersizleri yapmamızı sağlayan bir beyin fırtınası mübarek.